·112 syf.····Okunma: 19 Ocak 2026 14:36 Bana göre Yiğit Okur her şeyden önce hak ettiği ilgiyi görememiş bir yazar. Uzun zaman sonra tekrar okuma fırsatı bulduğum yazar beni yine üzmedi ve gönlümde taht kurdu diyebilirim. Bundan sonra tüm kitapları okuma listemde. Benim yazara dair en çok hoşuma giden detay yazım tekniği oldu. Daha önce çok az yazarda gördüğüm (belki de hiç görmediğim) kendine özgü bir tarzı var. Kronolojik bir sırayı takip etmeyen yazar anlatılarında sürekli geçmişle geleceği iç içe anlatıyor. Geriye dönüşlerle, zamansal sıçrayışlarla, aynı olayı farklı tekrarla anlatması konunun ilginçliğinin önüne bile geçiyor. Hiçbir şekilde okuru sıkmadan, son derece basit kısa cümlelerle öyle güzel bir anlatım tekniği var ki! Bu kitabında da yazara özgü anlatım tekniklerini görmek mümkün ama bu kitabı okuduğum diğer kitaplarından ayıran en önemli özelliği psikolojik derinliğinin olması.
“Sıfırlama” romanın ana karakteri Hüsamettin Bey’in etrafında şekilleniyor. Hüsamettin Bey bir alüminyum fabrikasında 30 yıl çalışmış bir muhasebecidir. 30 yıl boyunca görevini aşkla yerine getirmiştir. Bir gün fabrikanın müdürü Demir Bey ölünce hayatta en sevdiği insanlardan birini de kaybetmiş olur. Hüsamettin Bey’in hayatta sevdiği iki kişi olmuştur: Demir bey ve annesi. Demir Bey ölünce yerine geçen oğlu fabrikayı yeniden yapılanma sürecine taşır. Demir Bey'in oğlu her eşyayı sıfırlayacak, sonra ister çalışan ister eşya olsun yarar üretmeyenleri fabrikadan atacaktı. Yurt dışından uzmanlar getirterek eski köye yeni adet misali fabrikanın dengesini bozmaya başlar. Sadece fabrikanın dengesi değil oradan ekmek yiyen başta Hüsamettin Bey olmak üzere herkesin dengesi bozulacaktır. Bundan sonra tıpkı fabrikada üretimin sorgulandığı gibi Hüsamettin Bey de geride bıraktığı hayatının bir muhasebesini yapmaya, hayatını adeta sıfırlamaya başlayacaktır.
Sıfırlama işlemi aslında Hüsamettin Bey’i bambaşka bir insan haline getirmeye başlar. Sıfırlama demek her şeyi ürettiği yarara göre değerlendirmek oluyor kitaba göre. Sahip olduklarımıza baktığımızda bu mantıkla hayatımızı sorgulamak ya da değerlendirmek ne kadar doğru ya da haklı bir karar olabilir bilemiyorum. Bu maksatla ana karakterimiz hayatındaki her şeyden başta eşyalar olmak üzere kurtulmaya başlar. 30 yıl boyunca biriktirdiği her şeyi ve bazı insanları bir anda hayatından çıkarır. Anlam ve manayı yoklukta sıfırda bulmaya başlar. Hayatından bir şeyleri çıkardıkça psikolojik olarak daha da hafiflemeye ve rahatlamaya başlar.
1960 yıllarında İstanbul’da geçen bu öykü yenilenme teması etrafında dönüyor. Burada yenilenen hem eşya hem de insandır. 30 yıl boyunca arkadaş edinememiş Hüsamettin Bey sadece etrafına değil kendine de yabancılaşmıştır. Kendini tasfiye etme uğraşıyla başlayan öykü okuru çok sürpriz bir sona doğru götürecektir. Hikâyenin özellikle psikolojik boyutu okumayı çok katmanlı bir hale getiriyor.