·1776 syf.····Okunma: 23 Kasım 2025 01:37 Bu kitaba başladığım an şöyle düşündüm: “Evet evet, Ruslar yine kalın bir kitap yazmış… Ne kadar karmaşık olabilir ki?”
Meğer Tolstoy sahneye sinsi sinsi çıkıp şöyle diyormuş:
“Sen öyle san tatlım…”
Daha ilk bölümlerde balolar, soylular, entrikalar derken kendimi koca bir Rus dizisinin içine düşmüş gibi buldum. Ama öyle “zengin çocuk fakir kız” klişesi değil; bu resmen psikolojik, tarihsel, duygusal darbeli bıçak seti.
Pierre… Ah Pierre!
Koca yürekli, saf, şapşal, yeri geldi mi filozof kesilen adam. Bir insan hem bu kadar iyi niyetli olup hem de hayatı tarafından bu kadar tokatlanabilir mi?
Evet.
Bu adamın evliliği, varis olması, boşanması, esareti… Her şeyi yaşadım sanki. Bir ara “Pierre yeter be oğlum, azıcık aklını çalıştır!” diye kitaba bağırdım.
Andrey Bolkonsky:
Bu adama da ayrı düşüyorum. İlk sahneden “ben dünyaya küsmüş ama kibarlığımdan taviz veremem” havasıyla çıkıyor.
Karısı ölünce duvar oldum, Austerlitz’deki sahnesinde nefesimi tuttum. Sonra Nataşa’yla olan hikâyesi…
Ah işte orada kitabı kapatıp 10 dakika tavana baktım.
“Tolstoy, kalbimi niye kesiyorsun?”
Nataşa Rostova:
Kız hem çocuk ruhlu, hem kıpır kıpır, hem insanın sinirini bozuyor hem de kalbine işliyor.
Onun dans ettiği sahne?
Kusura bakmasın kimse, o sahne edebiyat değil, hipnoz.
Sonra o malum hata… Ah Nataşa, keşke o geceyi unutabilsem.
Savaş bölümleri:
Buralar zaten roman değil, film gibi. Komutanların kararsızlığı, askerlerin korkusu, ölümler, hayatta kalma içgüdüsü…
Tolstoy o kadar iyi yazmış ki ben bile savaş stratejisi biliyorum sandım.
“Şimdi şu tepeyi tutsak Rusya kazanır gibi duruyor ama…” diye kendi kendime yorum yaptım.
Kitabın asıl tokadı:
Romanın ortasında sanıyorsun ki konu aşk, aile, dram…
Tolstoy bir anda dönüyor:
“Hayatın anlamı nedir? Özgür irade var mı? Tarihi kim yönetiyor?”
Ben de oturmuş patatesli börek yerken filozof oluverdim :)
Son sayfalara doğru
Spoiler gelsin:
Andrey’in akıbeti…
Nataşa’nın dönüşümü…
Pierre’in sonunda nefes alması…
Kitap adeta diyor ki:
“Aşk biter, savaş biter, insanlar ölür… ama hayat öyle bir devam eder ki sen anlamadan sürükler gider.”
⸻
“Savaş ve Barış” sadece roman değil;
insan denen mahlûkun bütün saçmalığı, bütün güzelliği, bütün kırılganlığı.
Ve ben?
Kapağını kapattığımda tek düşündüğüm şey şu oldu:
“Keşke hafızam silinse de Savaş ve Barış’ı baştan, hiçbir şey bilmiyormuşum gibi yeniden yaşayarak okuyabilsem.”Çünkü ilk okunuşta verdiği o ağırlık, o duygu, o şaşkınlık…
İşte o bir daha aynı yoğunlukta olmuyor.
Bir nevi “ilk aşkın heyecanı gibi”…
İkinci kez yaşanır ama aynı olmaz…