10/10
·559 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
47 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 16:34
Tam bir başyapıt. Öyle bir kitap ki günümüz Fransa'sında gidip görebildiğimiz Notre Dame de Paris' in şu an olduğu yerde bulunmasının sebebidir. Yazar bu devasa sanatın yok olmaması adına 6 ayda böylesine muhteşem bir eseri, hikayeyi yazmış. Hatta düşüncem odur ki Hugo'nun kısıtlı süresi olmasa hikayesi itibariyle çok daha uzun bir kitap da olabilirdi. Ancak bu kadarını bile zar zor bitirmişken daha uzun bir yol sunulsaydı bitirebilir miydim emin değilim.Esasen bana göre başyapıt olmasının hususlarından biri de kolay okunamamasıdır. Neden bilmem fakat çok kolay okuduğum kitaplara genelde tam puan vermem ya da kolay kolay başyapıt demem. Bir kitap bana bir şey öğretmiyor yahut beni okurken zorlu yollardan geçirmiyorsa ne kadar başyapıt olabilir ki. Nihayetinde daha okuyucusuna dahi bir şey katamamıştır. Neyseki kitabımız o açıdan son derece engin yollarla doluydu. Hayatımda ilk kez okuduğum bir kitabın baş karakteri bir insan ya da canlı değil kilisenin ta kendisiydi. Bu sebepten, ne kadar insanı sıksa da 50 sayfalık kilise ve Fransa betimlemesine katlanmak gerekir. Umuyorum ki hayatımın ufkunda bir gün bu muhteşem yerleri dünya gözüyle görüp bir kez de bu eseri öyle okuyabilirim. O zaman bendeki tesiri eminim ki çok daha farklı olacaktır. Geçenlerde bir gezi turu rehberinin Notre Dame önündeki bir videosunu gördüm. Kiliseyi tanıtırken bir yandan da Hugo'nun dev eserinden bahsediyordu. Kitapta ana karakterlerden biri olan Quasimodo' nun aslında ana karakterin kendisi yani kilise olduğundan bahsediyordu. Ne kadar kitapta ayrılmaz ikili olarak tasvir edilseler de ikisinin aslında aynı karakter olma düşüncesi çok hoşuma gitti. Keza o zamanlarda da kilisemiz çok yaşlanmış bakımsız ve tabiri caizse kamburmuş. Bundan ötürüdür ki insanlar bu devasa gotik eseri, sanatı, insanlık tarihini yok etmek gibi canice fikirleri ortaya atmıştır. Hayatımda ilk kez aslında mimarinin bu denli önemli olduğunu kavrattı bana kitap. Fakat bu kavrayış kitabı okumayan herhangi bir insanın anlayabileceği türden değil. Bu hususta kitaptaki en sevdiğim bölüm tartışmasız "Bu Şunu Öldürecek" bölümüydü. Kitabın yazımından bu yana geçen iki yüzyıl bize aslında apaçık gösteriyor ki Bu gerçekten de Şu'nu öldürdü. Cinayet öylesine vahşi ki Bu günümüz dünyasında kendi kendinin de ölümünü gerek Bu' nun yerini alan yeni şeylerin icadı gerekse zerre kadar edebi kaygı düşünmeden yazılmış günümüzün çoğunluğu boş a4'leri olsun gerçekleştirdi. Bu dönüşüm iyi mi kötü mü tabiki herkesin kendi düşüncesi ve yorumuna münhasırdır. Ancak bana göre eski zamanların maksimalist mimarisi, müthiş edebiyatları bugünün minimalist mimarisinden ya da edebiyatın yerini alan teknolojiden çok çok daha iyidir. Kiliseyi kenara bakıp diğer karakterleri ele aldığımdaysa kitap beni şaşırttı açıkçası çünkü ilk sayfalarda ileride seveceğimi sandıklarım aslında şeytanın kendisi olurken kötü sandığım bazılarıysa iyi yönde bir gelişim sergiledi. Karakter gelişimleri çok güçlü işlenmişti hepsini bir şekilde içselleştirdim ancak hiçbiri mümkünatı yoktur ki Quasimodo'nun yerini tutsun. Yine de Pierre Gringorie'yi, Djali'yi, Jehan'ı, ve Mucizeler Sarayı'nın sakinlerini de çok sevdim. Sanırım kitapta sevmediğim tek iki karakter vardı. Biri tabiki rahipti ki bence çok daha kötü bir ölüm onun hakkıydı. Diğeri ise Esmeralda oldu. Son derece salak ve basit bir kızdı. İdam edilmeyi ne yaptı etti başardı. Fakat salaklığına rağmen onu sevmiyor da değilim esasen çünkü Quasimodo'ya bir tek o merhamet etti. Bir damlanın merhametinin karşılığınıysa kamburumuz ona canıyla ödedi.
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma
·
40 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.