·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Aralık 2023 14:27 Kendi dünyasındaki bir adamın, kendi kendine konuşması.
Tarık Tufan dili kullanımını, anlatımını, seçtiği konularını, eserlerini sevdiğim bir yazar. Kendimden bir şeyler bulabildiğim bir yazar. Keza bu kitabı da oldukça etkileyici noktalara değinmiş. Roman kahramanımızın karamsarlığı, yalnızlığı, yaşadığı korkuları, kayıpları... okurken sizi üzecek kıvamda anlatılıyor.
İnsan bazen hayatta, zihinsel ve duygusal olarak zor süreçlerden geçer ve yine insan olmak başkalarına ihtiyaç duymayı gerektirir. En çok da böyle süreçlerden geçerken.
Böyle zor zamanlarda kendisini iyi anlayacak dostların kapısını çalmak iyi gelir, iyi hissetirir insana.
'Zaten öylesine büyük bir gürültünün içine hapsolduk ki, anlatabilmeyi başardığımız birkaç şey de gürültünün içinde kaybolup gidiyor.' (s.22) Kahramanımızın yaşadığı sıkıntılı ve çalkantılı hayatın ruhuna verdiği acıyı paylaşacak kimsesi yok. Aslında var ama yok. Kuru kalabalık vasıfsız eş dost. Tabi diğer taraftan bakınca, kahramanımız da anlatmayı beceremiyor. İçinde bulunduğu ruhsal bunalımı, can çekişmeyi anlatmak istiyor, birileri fark etsin, fark edilsin istiyor ama malesef...
Kahramanımızın yalnızlığı (seçilmiş yalnızlık) daha ilk satırlardan yüzümüze çarpıyor. Kendini hayatın hiçbir yerine koyamamış, hayatı hala anlamlandıramamış, içindeki buhranları, sıkıntıları ve acıları 'en yakınım' dediklerine bile anlatamamış birisi var karşımızda. O kadar kendine has birisi ki, başkalarının doğru ve yanlışlarıyla ilgilenmeden kendisi üzerinden her sonuca ulaşmaya çalışıyor... Derdini dinleyip anlamayanlara da sormayanlara da, laf olsun diye soranlara da kızmıyor. Ama okurken kahramanın farkedilmezliği, silikliği sizi sinirlendirebilir ve üzebilir. Kimse bu denli yalnız kalmamalı...
'Onlar hep sordular, tekrar tekrar sordular. Aldıkları baştan savma cevaplarla yetinmediler, gerçeği saptıran uzun söylevlerime de kanmadılar. Onlar hep sordular; çünkü muhteris bir şeytanın ruhumun bütün odalarına girip talan ettiğini anlıyorlardı.' (s.23)
'Ertesi gün karşıma içtenlikli bir şekilde beni dinleyebilecek biribi çıkarması için uykuya dalmadan önce Allah'a yalvarıyorum.' (s.25) - Bu nasıl bir yalnızlık yaRab!
Yalnızlık ve hayatın getirdiği anlaşılmazlık buhranlarıyla boğuşurken uykusuzluk derdi de başgösterir... Epey sıkıntılı bir kahramanımız var. Yalnız, karamsar, düşünceli, ruhsal olarak tahrip olmuş, uykusuz...
Annesi ile ilgili yaşadıkları anıları, geçmişi, duygularını ve düşüncelerini anlattığı kısım beni en çok etkileyen kısım oldu.
Annesine yürekten bağlı ve çok değer veriyor. Annesi ile babasının geleneksel çatışma sebebiyle kopan evlilik bağından sonra babayla uzun süreli bir kopuş yaşıyor. Anneyle ve kız kardeşiyle hayata devam ediyor. Sonra annesini de kaybediyor. Anneden yoksun olmanın bünyede bırakacağı yıkıcı etkiyi gözler önüne sermiş... Annesini anlatış şekli çok kutsaldı. O kısımlar hayran kaldım...
Anne babasının aile içindeki ikili ilişkilerine değindiği kısımlar toplumun kanayan yarası... Erkek iş bulamaz çalışamaz başaramaz, kadın mecburen devreye girip çalışmaya başlar, erkek bunu hazmedemez... Kavga, dövüş, dayak... Bunlar zincirleme şekilde evliliği bitiriyor. Çok toplumun içinden bir durum.
Kitabın bir kısmından sonra anlatıcı değişiyor. Kahramanımızın hayatına tesir eden insanların gözünden olanları ve kahramanımızı dinlemeye başlıyoruz.
Sevdiği kadının gözünden... Kız kardeşinin gözünden... Babasının gözünden... Bu şekilde anlatıcı değiştirmesi kitabı daha hoş bir yere taşımış.
Hülasakelam oldukça sevdiğim beğendiğim bir kitaptır kendileri. İçinizi karartabilir, sizi üzebilir ama beğeninizi de kazanabilir.
İlgilisine tavsiyedir efendim..