8/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 01:50
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Ölüm Bir Son Değildir kitabını bitirdikten sonra şunu çok net söyleyebilirim: Bu adam gerçekten çok başka bir detay yahu. Sadece bir romancı değil; aynı zamanda sosyolojiye ve insan psikolojisine bu kadar meraklı olup bu kadar isabetli yorumlar yapabilen biri bu kadar net, bu kadar gerçekçi tespitler nasıl yapılabildi? Ben geçmişi değil bugünü okudum, yazar topluma dedi ise bana anlattı. O falancayı gösterdi, ben aynada kendimle yüzleştim. Bence Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın en güçlü tarafı, toplumdaki çok fazla mozaiği korkusuzca tenkit edebilme yeteneğidir, kalemi öyle adil ki hiçbir şekilde kimseyi kayırmıyor. Yeri geliyor bir hoca eleştiriliyor, yeri geliyor bir papaz. Yeri geliyor bir Türk mağdur ediyor, yeri geliyor başka biri. Hiç kimsenin dokunulmazlığı yok. İnsan onuru her şeyin ötesinde ve bu eserlerinde çok net hissediliyor. Mesela uyuşturucu meselesine yaklaşımı… Kok*in kullanan bir adamın hem kendine hem ailesine yaşattıkları… Müthiş bir anlatım. Bunu sadece bir olay gibi değil, neredeyse psikoloğun, bir bilim insanının ağzından anlatıyor, öylesi bir yerinde açıklamalar. Aynı şekilde sigaranın zararlarına değinmesi de çok dikkat çekici. Osmanlı’nın o dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan bir süreçte günümüzde dahi güncelliğini sürdüren sorunlara böylesi bir bilimsel bir bilirkişi bakışı ile yaklaşımı gerçekten de takdire şayan bir tutum. Ne garip bir dünyadayız çağı yakalayamayan nice yazar yaşarken günümüzde, ben çağdaşımı evvelimde yaşamış bir Hüseyin Rahmi Gürpınar olarak buldum. Şunu da açıkça söylemek lazım: Ben birçok şeyi okudum, birçok kişiyi tanıdım. Ama hiçbirinde bu kadar doğrudan, bu kadar filtresiz bir toplumsal eleştiri görmedim, hepsi bir yerde çıkarlarına dokunan yerde suskundular. Dostoyevski’de mesela belli bir Rus milliyetçisi Türk düşmanı arka planı hissedersin. Tolstoy’da ise yer yer Ortodoks Hristiyanlık etkisini alttan alta sezersin. Ama Hüseyin Rahmi Gürpınar’da böyle bir şey yok, adamın böyle derdi yok, aşmış bunları artık. Hatta öyle ki, hangi dine inandığını ya da hangi düşünceye daha yakın olduğunu bile derin derin aramadan çıkaramazsın. Türk olduğunu bile anlamazsın; çünkü olaylara inanılmaz bir tarafsız pencereden bakabiliyor. Ama bu tarafsızlık boş bir tarafsızlık değil, korkakça yaranma çabası hele hiç değil. Aksine, insanı merkeze alan, insanca yaşamayı kimlik bilen son derece onurlu bir duruş. Kim ne yapıyorsa onu eleştiriyor. Kimliğe değil, davranışa bakıyor. En çok hoşuma giden şeylerden biri bu adamın gizli bir “doğruyu öğretme” derdi olmaması. Ama buna rağmen çok öğretici. Sana nasihat vermez, parmak sallamaz. Gerçekten insanı insana anlatır. İnsanca anlatır. Bu yüzden okurken kendini dışarıdan izliyormuş gibi değil, tam aksine o dünyanın içindeymiş gibi hissediyorsun. Yer yer umutsuzluktan, çöküşten, toplumun bozulmasından bahsederken aslında umudu da hep bir yerden bizlere aşılıyor. Yani tamamen karanlık bir tablo çizip bırakmıyor. Hep bir ihtimal, hep bir düzelme payı bırakıyor. Bu da metni daha gerçek ve daha yaşanmış kılıyor. Bu kadar çok kültürlü, bu kadar çok insan tanımış gibi yazan bir yazar nasıl olabilir? Eserlerinde birçok insana dair bir esinti var ve hepsini içeriden anlatıyor. Bu yüzden okurken yapaylık hissetmedim. Sanki yaşamış, görmüş, birebir deneyimlemiş gibi hiç yabancılamadım. Sonuç olarak, Hüseyin Rahmi Gürpınar benim için gerçekten çok ayrı bir yerde duruyor. Bu kadar dürüst, bu kadar güçlü gözlem yapan bir yazarla aynı dili paylaşıyor olmak bile insana garip bir yakınlık hissi veriyor, onu anlayabilmek, gerçekten de insan “keşke tanısaydım” diyor. Ama kısmet belki İlber Ortaylı'mızla bir yerlerde bu toplumu konuşuyorlardır, ne dersiniz?
Deneme, İnceleme
Ölüm Bir Kurtuluş Mudur?Hüseyin Rahmi Gürpınar · Atlas Kitabevi · 1971398 okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.