Puan vermedi·187 syf.····Okunma: 06 Mart 2026 08:17 Mustafa Çiftçi okumak, insana o bozkırın tozunu ve samimiyetini iliklerine kadar hissettiren bir rüzgar gibi. Kitabı bitirdiğimde zihnimde çok hoş bir seda kaldı bir de kiraz çiçeği kolonyası kokusu. Yozgat’ta ikamet ettiğim için o betimlenen yerlerin gözümde canlanması tarif edilemez bir keyifti.
Servet... Ah be çocuk! Matematik dersindeki başarısızlığına, bütün avareliğine rağmen seni çok sevdim. Belki de o edebiyat tutkun, o nahif ruhun beni sana bağladı.
Kitap boyunca o kiraz çiçeği kolonyasının kokusu burnunuzdan gitmiyor. Tam unuttum diyorsunuz, Servet hatırlatıyor. Onu en çok rahatlatan şey bu koku, sanıyorum annesini de öyle. İkisinin aynı kokuda huzur bulması, o anne-oğul arasındaki bağı öyle güzel anlatıyor ki... Okurken annemle beğendiğimiz ortak bir koku var mıydı diye düşündüm durdum.
Kitapta beni en çok kızdıran ise Servet’e el uzatmayan, onu anlamayan öğretmenleri oldu. Bir de Servet'in babasının sinir bozucu patronu. Edebiyat öğretmeninin nişanlanıp gitmesi, bir daha bir araya gelmemeleri, bazı detayların böyle yarım kalması ise bence harika bir tercih. Hayat gibi... Yazar gereksiz detaya boğmadan sonunu bizim zihnimize bırakmış.
Başta çok sinir olduğum bir karakter daha vardı, okulun hizmetlisi . Finaldeki davranışı resmen tokat gibi çarptı. Kimin içinde ne barındırdığı, kimin kime ettiği duanın kabul olacağı hiç bilinmezmiş. Hayat dersi gibi bir sondu. Karakteri ile ilgili sorunları olduğunu düşündüklerimizin bile içinde bazen beklenmedik bir ışık olabiliyor. (Hayat bizi bu kadar şaşırtmasın tabi. Ama yine de biri hakkında bir kanıya varmadan uzun uzun düşünmek şart. )
Bazı karakterleri çok sevmek, bazılarına ise itinayla çok kızmak yazarın başarısı. . . Kitabın inandırıcılığını artırıyor. Okuru içine çekiyor. Kitabın sonuna dek, bu Servet'e ne olacak diyerek okudum. Kitabın başında okuyucuya geçmesi istenilen merak kitabın sonuna dek kendini korudu.
Yazarlık eğitimi açısından da şunları söyleyebilirim:
•Yazar, örneğin anne-oğul birbirini çok seviyor dememiş de kitapta bir nesne üzerinden bunu belirtmiş. ( Kolonya)
•Eserde bazı yarım sahneler vardı hatırladığım kadarıyla. Örneğin Servet'in edebiyat öğretmeni Belgin hanım. Belgin hanım kitabin ilerleyen kısımlarında tayini çıkıp gidiyordu ve tekrar öğrencileri ile bir araya gelemiyordu. Yazar orada bir boşluk oluşturmuş. Ama bu olumsuz bir boşluk değil. Okuyucuya yazarın bizzat kendisini bırakmak istediği boşluk. Bu yazarlık eğitimi anlamında dikkatimi çeken noktalardan biri oldu. Dersimize konuk olduğunda Mustafa Çiftçi bu konu hakkında şunları söylemişti:
"Taşrada insanlar öğretmenleri ile doktorları ile uzun ilişkiler kuramaz çünkü tayin isteyip gidebilirler. Taşrada kalınan süre zarfı içerisinde çok şey kaçırdığını düşünüyor sanırım insanlar.. O nedenle buralarda uzun süre kalmayıp tayinlerini daha büyük şehirlere isterler. O nedenle kitapta da bunu işlemek istedim. "
•Bunun dışında yukarıda da bahsettiğim bir karakter var, okulun hizmetlisi. Karakter kitabın başında aşırı sinir bozucu gelebiliyor insana , diğer okuyuculara gelmeyebilir ama bana geldi , çünkü belki de çevremde böyle insanların olmasından ötürüdür bilemiyorum.. Fakat kitabın sonunda bu karakterin dönüştüğü kişilik ve söyledikleri beni çok etkiledi , tokat gibiydi. Kitabın bütününü düşündüğümüzde yahut yazarlık anlamında karakter oluşturma noktasında bir karakterin sadece iyi ya da sadece kötü yönlerinin olmaması , tüm eksikliği ile vermek okuru hikayeye daha çok çekecektir ve hikayeyi daha gerçekçi kılacaktır. Bu sahiciliği bu kitapta buldum. Bu da benim cımbızla çektiğim kendime örnek aldığım kısımlardan biriydi.
•Son olarak Servet karakterinin edebiyat tutkunu olması ile birlikte matematik dersindeki başarısızlığı ile beraber yaşadığı bazı sorunlar toplumdaki başarı algısının da ne durumda olduğu ile ilgili ipucu niteliğindeydi.
Yazar Mustafa Çiftçi, küçük olaylardan da harika eserler çıkabileceğine dair bize muhteşem bir eser sunmuş.
Yazarımızın rahmetli anneciğine olan düşkünlüğünü kitapta da hissediyorsunuz. Dersimizde de bahsettiği dakikalar epey duygulandım. Rahmet olsun tüm ahirete intikal etmiş büyüklerimize. Basit kaçacak belki bu cümleler vuslata duyduğumuz özleme ama onları çok arıyoruz, özlüyoruz... Rabbim ahiret ayrılığı vermesin.
Sözün özü:
Sıfır yapaylık, bolca samimiyet. Tam bir Anadolu hikayesi. Şiddetle tavsiyedir!