Evet, Bailey kardeşlerin arasında en sevebileceğimi düşündüğüm oğlanın Evan olabileceğini sanıyordum. Ama kitabını okuyunca pek de öyle olmadığını anladım. Çünkü bir hikâyede kadın karakter de en az erkek karakter kadar önemli.
Evan’nın sert ve huysuz hâli Asher’ın ilk kitabında beni oldukça cezbetmişti. Ama sonrasında biraz hayal kırıklığı yaşadım, çünkü Fiona’yı pek sevemedim.
(Bu arada beş kardeşin içinde en ama en sevdiğim Levi. Onun kitabı henüz çevrilmedi. Eğer İngilizce okuyabiliyorsanız hiç beklemeden okuyun derim.)
Hikâye kısaca şöyle:
Evan, dedikodudan kaynayan kasabadan ve kalabalık ailesinden kaçıp kendi kulübesinde, iş yerinin hemen yanında sakin bir hayat sürüyor. Ama tesadüfen Fiona’yla tanışıyor.
Tabii ki kızımız Evan’ın tatsız, tuzsuz ve biraz yavan hayatına adeta güneş gibi doğuyor. Ama beraberinde belasını da oğlanın kapısına getiriyor.
Eğer Bailey kardeşler, Haven kardeşler ve Miles kardeşler serilerini biliyorsanız zaten tahmin edersiniz: Bu yakışıklı oğlanların kapısına kızlar her zaman biraz belayla birlikte gelir. Onlar da kızları korumak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. (Sonuçta mafya değiller; ama ellerindeki imkânlarla korumaya çalışırlar.)
Bu seriler bana inanılmaz tatlı bir küçük kasaba havası veriyor. Ama favorim kesinlikle Miles ailesi. O seri gerçekten bambaşkaydı.