Puan vermedi·320 syf.····Okunma: 24 Mart 2026 22:51 “İlk kural, aşık olmayacaksın,” demişti. “Başka kurallar da var ama esas kural bu. Aşık olmak yok. Aşık kalmak yok. Aşk hayalleri kurmak yok. Bu kurala bağlı kalırsan sorun çıkmaz.” cümleleriyle başlıyorsunuz okumaya. Bir aşk hikayesi okuyacağınızı sanarken bir bilim kurgu hikayesi karşılıyor sizi.
Bu kitap, bazı şeylerin tek seferlik yaşandığını ve aradan geçen zamanın bile bu anları kaybettiremediğini kafama vura vura öğretti sanki. Kaç yıl geçerse geçsin, ne yaşanırsa yaşansın bizi biz yapan anlar ve insanlar vardır. İstediğiniz kadar hayat değiştirin, ortam değiştirin hatta 800 yıl yaşayın… Sizi siz yapan şeyler peşinizi bırakmaz. Yazarın, okuduğum 3. kitabı ve “gece yarısı kütüphanesi”ndeki mesajdan çok da uzaklaşmadığını fark ediyorum. İçinde bulunduğun durumdan, hislerden kaçmak hiçbir hayatta mümkün değil. Aksine kaçtığın şey sen onu kabullenene kadar seni kovalamaya devam ediyor. Ta ki sen o durumdan alman gereken dersi alana kadar. Ne zaman ki sen kendinle ve durumla barışırsan o an mutlu oluyorsun.
Konusuna gelecek olursak, yaşlanmama hastalığı olan ve yüz yıllar boyunca yaşayabilen bir ana karakterle tanışıyoruz. Bu karakterin bir yaşam amacı var ancak onu asıl yaşatan 400 yıllık yaşamının 18. yılında tanıştığı meyveci bir kız. Kız yaşlanıyor, o büyüyor. Kız ölüyor, o olgunlaşıyor. Bu süreçte yaşadığı onlarca hayatı okuyoruz ancak hiçbirinde Rose’un etkisinin olmadığı bir dönem karşımıza çıkmıyor. Beklediğimden daha akıcı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca yazarın diğer kitaplarını okuduysanız vermek istediği mesaj daha bütüncül oluyor.
Keyifli okumalar