Kitabı bitirdiğimde burnumda kan, idrar ve leş kokusu hissettim. Bunların bulaştığı topraklara bastım, ayaklarım bu çamura battı, o vıcıklık sesini duydum. Köpek yiyen insanlar, insan yiyen köpekler, dağılmış organlar, parçalanmış bedenler... Daha önce bu kadar sert ve bu kadar bunu hissettiren bir kitap okudum mu bilmiyorum.
Roman bir dönem kitabı. 1923-1976 yılları arasında Çin-Japon savaşında yaşanılanların bir bölümünü bizlere anlatmak için, üç nesil sonra Mo Yang tarafından kaleme alınmış, ürkütücü, sarsıcı ve rahatsız edici bir roman. Shandong ailesi ve Mo nehri kıyılarındaki köylerin direnişlerini oldukça detaylı bir şekilde bizlere anlatıyor. Mo Yan'ın dedesi, ninesi, ikinci ninesi ve babası başrol gibi görünse de, kitapta net bir ana karakter var diyemem. Çünkü hikayenin hangi kısmının anlatıldığına bağlı olarak o karaktere daha da yoğunlaşıyoruz. Çok fazla isim yine ufak çaplı bir beyin yanması yaşatıyor ve tam dikkatinizi vererek okumazsanız da kafa karışıklığı yaratıyor. Detaylar ve betimlemeler çok ama çok yoğun. Yani kitap okuma kolaylığı açısından değerlendirecek olursam gerçekten okunması zor eserlerden.
Acı öyle bir anlatılıyor ki kitapta, girişte de belirttiğim gibi iliklerime kadar hissettim. Bazı yerlerde midem bulandı, bazı yerleri okuyamadım gerçekten. Fakat özünde de savaşın bu vahşi boyutunu bu denli iddialı ve yürekli bir şekilde dile getirilmesini takdir ettim. Hiçbir şeyin üstü kapalı değil. Yaşananlar tüm detayları ile anlatılıyor. Bu da insanda sarsıcı bir etki bırakıyor.
Beni çok ama çok etkileyen birkaç yer vardı kitapta, ilki köpek çeteleri ile yaşanan mücadeleler. İnsanların ölülerini bu çetelerden korumak için verdikleri çaba sonrası açlıktan o köpekleri yiyen konumuna gelmeleri tüyler ürperticiydi. İkincisi Mo'nun annesi ve dayısının askerlerden kaçarken bir kuyuda kalmaları ve o kuyuda yaşanan, bir çocuğun gözünden anlatılan korkunç günler. Bu bölümde resmen kalbim sıkıştı. Diğer bir bölüm ise köyü basan Japon askerlerinin yaptığı yıkım ve o yıkımda Mo'nun halasının, annesinin gözünün önünde ölmesi, yine ikinci ninesinin yaşadığı tecavüz sahneleri ve sonrasında komşularının başlarına gelenler. Ve en korkuncu o dönemki geleneklerden olan "Ölü Bebek Çukurları". 5 yaşın altındaki çocukları köpekler parçalasın diye attıkları çukurlar. Gerçekten inanılır gibi değildi okuduklarım.
İlk etapta bu bölümler aklıma gelse de inanın kitabın birçok bölümü bu derece rahatsız edici.
Bunu dışında o döneme ait siyasi gelişmelere, Komünist devrim, Hitler gibi politik konulara da girilmiş. Japon askerleri ile girilen mücadelelerde içten düşmanların varlığı, mühimmat yoksunluğu nedeniyle yaşananlar da savaşın detaylarında yer alıyor. Aile yapısı, aşk ve kadının yerine de yine değinilmiş. Ayrıca kronolojik bir sıralama ile konunun ilerlemediğini belirtmek isterim. Bazen anı okurken bazen yıllar öncesi bir detayı okuyup tüm yapbozun birleştirilmesi gerekebilir.
Kitapla ilgili yazmaya kalksam sanırım sayfalarca yazabilirim. Evet okurken çok zorlandım ama iyi ki okudum dedim. Çünkü bana aynı zamanda müthiş bir edebiyat zevki verdi. Üstelik tüm bunların yanında Mo'nun hiç savaşı görmemesine rağmen gözümüzün önünde bu denli bunu yaşatması büyük bir başarı. Yani ben okumanızı tavsiye ederim lakin sabırlı olmak kaydıyla.
Keyifli okumalar dilerim..