10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 21:28
Severek yavaş yavaş okuduğum bir kitap oldu sadece 67 ve 68 sayfalarda, batı ve doğu ülkelerinde “insan öldürmekle” alakalı fikirleri bana taraflı geldi. O kısmını da buraya paylaşacağım. “Bir akşam bizim şerefimize misafir çağırdılar. Arap misafirler. O zamana kadar bizi az çok Avrupa usulú ağırlamışlardı, ev sahibi yargıç ve kaçakçıydı, şehrin en varıkh adamlarından biriydi. Misafir odalarında İngiliz mobilyalar vardı, küvet sal gümüştü. Fakat o akşam bambaşka bir şey gördük. Misafirler güneş battıktan sonra geldiler, sadece erkekler, yanlarında uşaklarıyla beyler. Avlunun ortasında, deve dışkısının neden olduğu keskin kokulu dumanıyla harlı bir ateş yanıyordu. Herkes sessizce ateşin etrafına oturdu. Krisztina aramızdaki tek kadındı. Sonra bir kuzu getirildi, beyaz bir kuzu, ev sahibi bıçağını alıp hiç unutamadığım bir hareketle onu kesiverdi. Böyle bir hareket öğrenilmez, bu Doğu'ya özgü bir hareket; öldürmenin sembolik ve dini bir anlamı- nın olduğu, temel bir şey, yani kurban anlamına geldiği bir zamandan kalma. Ibrahim, İshak'ı kurban etmek istediğinde bıçağı böyle kaldırmıştı, eski tapınaklarda kurbanlar sunağın, putun ya da Tanrı tasvirinin önünde bu hareketle öldürülmüştů ve Yahya'nın kafası bu hareketle kesilmişti. Kadim bir hareket. Doğu'da bu her insanın kanında var. Belki de insanlık bu hareketle başladı; insanla hayvan arasındaki ara formdan sonra. Günümüzde geçerli olan bilime göre insanlık, insanoğlunun başparmağını bükebilmesi ve dolayısıyla silah ya da alet tutabilir hale gelmesiyle başlar. Fakat belki de sebep başparınak değil ruhtur; belki, bilmiyorum. Arap ev sahibi kuzuyu kesti; üzerine bir damla kan bulaşmamış, beyaz ihramı içindeki bu yaşlıca adam o anda kurban etme işini yapan Dogulu bir başrahip gibiydi. Gözleri ışıl ışıldı, bir an için gençleşmişti ve etrafinda ölüro sessizliği vardı. Ateşin etrafında oturanlar bu öldürme hareketini, bıçağın parlamasını, kuzunun vücudunun segirmesini, fışkıran kanı izlediler, hepsinin gözleri ışıl ışıldı. İşte o zaman anladım ki bu insanlar öldürme eylemine cok yakınlar bir kadının gülümsemesi gibi, yağmur gibi. Anladık ki ve bence Krisztina da anladı, çünkü o anda tuhaf bir şekilde etkilenmişti, kızardı, ardından bembeyaz kesildi, zor nefes alıyordu ve kafasını çevirdi, sanki tutku dolu bir aşk sahnesine tanıklık etmişti- anladık ki Doğu'da öldürmenin kutsal sembolleri ama bir yandan da gizli, kösnül anlamı hâlâ biliniyordu. Çünkü o karanlık, asil yüzlerin hepsi gülümsüyordu, dudaklarını büzmüş, hazla sırıtarak önlerine bakıyorlardı, sanki öldürme, sarılma gibi sıcak, hoş bir şeydi. Macarcada öldürme ve sarılma kelimelerinin birbirine yakın olması ve adeta birbirini pekiştirmesi ne tuhaf: ölés ve ölelés... Her neyse. Tabii biz Batılı insanlarız" diyor başka bir sesle, bir nevi makale tonunda. "Batılı insanlar ya da en azından buraya yerleşmiş göçmenler. Bizim için öldürme hukuki ve ahlaki bir mesele, ya da tıbbi, her halūkārda izinli ya da yasaklı bir şey, hukuk ve ahlak sisteminde çok net tarif edilmiş bir olgu. Biz de öldürüyoruz ama daha karmaşık bir biçimde; kanun nasıl belirlemiş ve izin vermişse öyle. Yüksek prensipleri ve önemli insani değerleri korumak için öldürüyoruz, toplumsal hayatın düzenini ayakta tutmak için öldürüyoruz. Başka türlüsü mümkün değil. Biz Hıristiyanız, bizde suçluluk bilinci var, biz Batı eğitiminin ürünüyüz. Tarihimiz günümüze kadar katliamlarla dolu ama öldürmekten bahsederken bakışlarımızı önümüze eğip tutucu, hiddetli bir tonda konuşuyoruz; başka şansımız yok, rolümüz böyle yazılmış.”
Alıntı
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,6bin okunma
·
90 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.