Puan vermedi·384 syf.····Okunma: 19 Mart 2026 03:14 Hikmet Hükümenoğlu’nun o kendine has, mesafeli ve sarsıcı diliyle yeniden Yenikent’in gri atmosferine dönmek benim için hem tanıdık hem de oldukça şaşırtıcı bir deneyim oldu. Körburun ile kalemine hayran kaldığım ve günümüz edebiyatının en güçlü temsilcilerinden biri olarak gördüğüm yazarın bu son romanı, beklentilerimi biraz farklı bir yöne savurdu diyebilirim. Sonra Gözler Görür’ün devamı niteliğindeki bu hikayede, Ezgi Sezgin ve Başkomiser Orhan ile üç yıl sonra, uluslararası bir film festivalinin gölgesinde buluşuyoruz. Ünlü bir yönetmenin ölümüyle başlayan süreç, bizi darbe yıllarının karanlık sırlarına ve Yenikent’in çökmekte olan kurumlarına kadar götürüyor.
Normalde yazarın kurgularını elimden bırakamam ama dürüst olmam gerekirse bu kez o eski heyecanı yakalamakta biraz zorlandım. Belki kendi okuma sürecimdeki durgunluktan, belki de kitabın genel havasındaki o anlam veremediğim yavaşlıktan dolayı hikaye beni içine çekmekte biraz nazlandı. Özellikle kitabın ortalarında yaşanan o sarsıcı olay beni tam anlamıyla şoke etti; o durumun bu kadar “normal” karşılanması ve hikayenin o sakin tonda devam etmesi beklemediğim bir kırılmaydı. Gazeteciliğin romantize edilmeden, yalnızlık ve riskle örülü bir meslek olarak anlatılması takdire şayan olsa da, ilk kitaba kıyasla bu kez daha “soğuk” ve mesafeli bir anlatımla karşılaştım. Yine de Hikmet Hükümenoğlu külliyatına olan güvenim baki; her ne kadar bu roman favorim olmasa da yazarın o tok ve bağırmayan kalemini okumaya devam edeceğim.