·200 syf.····Okunma: 29 Mart 2026 14:45 Hayatımda ilk defa bir manga aldım elime.
Aslında biraz tereddütle…
“Benlik mi ki?” diye düşündüm içimden.
Bir arkadaşım vesile oldu. O okudu, beğendi.
Arka kapağını okuyunca içimde küçük bir merak kıpırdadı. Sonra karşıma çıkınca dedim ki: “Alayım… en kötü ne olabilir ki?”
Başladım.
Ve hiç beklemediğim bir şey oldu.
Bu kadar akacağını…
Bu kadar sürükleyeceğini tahmin etmemiştim. Okurken sadece okumuyorsun.
Yaşıyorsun. Karakterler konuşurken sanki sesleri değişiyor, sanki biri susuyor diğeri devralıyor… Ve sen o anın içindesin.
Farkında olmadan içine çekiliyorsun hikâyenin.
Ben normalde fantastik çok okumam.
Ama bu hikâye tuttu elimden, bırakmadı.
Bir evren var…
İkiye bölünmüş gibi.
Bir tarafta vampirler.
İnsanları sadece “kan” olarak gören,
deneyler yapan, sömüren…
Diğer tarafta ise insanlık adına savaşan bir birlik: Japanese Imperial Demon Army
Onlar da vampirlere ve canavarlara karşı direniyor.
Yani aslında bu hikâye sadece savaş değil…
Hayatta kalmanın, insan kalmanın mücadelesi.
Ve o mücadelenin içinde bir çocuk var:
Yuichiro Hyakuya
Onun bazı cümleleri…
Garip bir şekilde tanıdık geldi bana. Sanki gerçek hayatımdan bazı insanları hatırlattı.
Bir yandan çok yakın… Bir yandan da fazlasıyla yabancı. Tarif etmesi zor bir histi.
Ama güzeldi.
Başta zorlandım, yalan yok.
Yuichiro Hyakuya ile Yoichi Saotome’yi karıştırdığım oldu.
Çizimler birbirine yakın geldi.
Ama sayfalar ilerledikçe o karmaşa da yerini alışkanlığa bıraktı.
Normalde kitapların altını çizerim.
Notlar alırım.
Kelimeleri tutarım kendime. Ama bunda… durmadım. Durmak istemedim. Akıp gitti. Yine de bazı cümleler var ki… İnsan içinden geçiriyor: “Bunu unutmamalıyım.”
İlk manga deneyimimdi.
Ama hüsran olmadı.
Beklediğimden daha iyi çıktı.
Belki de bazı şeyleri ilk defa denemek gerekiyordur.
10/10