Kapağı ile beni mest eden kitabı sonunda okudum. Dünya bir felaketin eşiğinde. Sularda tuhaf yosunlar var, ileriki süreçte de balıklar kıyıya vuruyor. Havada ise yoğun bir sis ve kötü koku mevcut. Belli bir zaman sonra ise gıda bulmakta güçlük çekmeye başlayacak insanlar. Kitaptaki kadın karakter hasta bir çocuğa bakıyor, ismi Mauro. Çocuk asla doymuyor, iğrenç bir şekilde besleniyor. Bu kadın karakter üçe bölünüyor:
Bakması gereken hasta bir çocuk var,
Eski eşi Max ile olan durumları
Ve laftan sözden anlamaz bir annesi.
Mutlak bir yıkım bağıra bağıra geliyor aslında ama görmek istemiyor gibi.
Okumakta güçlük çekmedim ben. Akıcı bir şekilde gidiyor özellikle son sayfalarda tempo daha da arttı. Ama yazarın anlatımını sevmedim. Konu gayet güzeldi fakat eksik olan bir şeyler vardı. Olaya kaptırmış gidiyorsun sonrasında bir geçmişe dönüp sorgulama var. Ondan sonra konuya adapte olmak biraz zor oluyor. Geçişler arasında kopmalar var. Böyle güzel bir konu daha da güzel anlaşılabilir şekilde kaleme alınabilirdi diye düşünüyorum.
Yalnız şu çok güzeldi. Ortada bir salgın var ama insanlar gayet sakin. Gıda krizi olduğu halde kimse kimseye saldırmıyor, markete falan saldıran yok. Günlük rutin sessiz sakin devam ediyor. Acelelik, öfke, kriz ve saldırganlık yok. Havanın ve suların durumu ile iklim krizine değinmiş, doymayan çocuk üstünden de tüketim çılgınlığına atıfta bulunmuş sanırım yazar.