Bazen “özgür olmak ne kadar da ağır” diye düşünüyorum. Cioran’ın dediği gibi, insan aslında özgürlüğün o uçsuz bucaksız boşluğunda kaybolmaktan öylesine korkar ki, kendi iradesini teslim edeceği bir otorite arar. Hatta daha da vahimi: kendi celladına âşık olur. Belki de en katlanılmaz şey, belirsizliktir; ne yapacağını bilememek, her an her şeyin sorumluluğunu sırtlanmak zorunda olmak…
Oysa zincirler, ne kadar ağır olursa olsun, tanıdıktır. Sınırlar bellidir, itaat edeceğin bir yer vardır. İnsan, konforlu bir esareti, özgürlüğün o ürkütücü ve uçurumsu boşluğuna tercih eder çoğu zaman. Farkında olmadan.
Cioran’ın trajik olanı yakaladığı nokta tam da burası: özgürlükten kaçarken, aslında kendi mahkûmiyetimizi inşa ederiz. Ve bunu öyle sessizce, öyle isteyerek yaparız ki… Celladımızın adını “düzen”, “güvenlik”, “ait olmak” koyarız. Ama özünde, sorumluluğun ağırlığını taşıyamayan benliğimizin en karanlık teslimiyetidir bu.
Belki de en büyük cesaret, zincirlerin tanıdık sesini dinlemeyi reddedip o boşluğa bakabilmektir. Gözlerini kırpmadan.
#keşfet #emilcioran #özgürlük #varoluşçuluk #felsefe #celladaaşk #sorumluluk #karamsarlık #derindüşünce #nihilizm #psikoloji