Geçen yıl yine bir 1 Nisan’dı…
İnsanların gülüşlere sakladığı küçük yalanlar günü.
Biz ise o günü bile ciddiye alacak kadar gerçektik.
Şaka yapmayı unutmuştuk.
Zamanın içinden geçerken birbirimize tutunmayı,
Gülmeyi, susmayı, aynı anda aynı şeyi hissetmeyi biliyorduk ama
Şaka yapmayı unutmuştuk.
“Olsun,” demiştin,
“Seneye yaparsın…”
İçimde tarifini koyamadığım bir ürpertiyle
“Seneye olmayız ki,” demiştim.
Sen…
Zamanı bile küçümseyen o sakin sesinle
“Tüm zamanlar bizimken,
Nasıl seneye olmayacağız?” diye karşılık vermiştin.
İşte o an
Sana inanmak,
Zamana inanmaktan daha kolay gelmişti bana.
İnandırdın beni…
Birlikte çoğalan yarınlara,
Adımızı taşıyacak uzun senelere,
Hiç eksilmeyecek bir “biz”e.
Şimdi…
Zaman hâlâ akıyor.
Takvimler değişiyor.
1 Nisanlar yine geliyor.
Ama sen yoksun.
Ben varım…
İçimde, her gün biraz daha derinleşen o sessiz sızıyla.
Senin gidişinin bıraktığı, adı konulamayan o boşlukla.
Ve en çok da
Her şeye rağmen hâlâ bir yerlerde
Senin “seneye” dediğin zamana inanmak isteyen kalbimle…
Ama artık biliyorum;
Bazı yokluklar
Zamana değil,
İnsanın içine yerleşir. Hiç geçmeyecek bir acıyla
Ve sen…
Benim içimde hiç geçmeyecek bir zamansın.. verdiğin acıya rağmen.