Gönderi

Ulus Baker
Ulus Baker’in bir videosunu izliyordum. Dediği şey beni derinden sarstı: Her şeyi anlamak zorunda değiliz. Üstelik anlamak, dünyayla kurduğumuz ilişkinin sadece bir katmanı. Bu fikir o kadar tanıdık geldi ki… Meğer Carl Jung’un psikolojiyle kurduğu o derin, estetik ilişkiyle burada kesişiyormuş. Düşündüm: Ya Jung bu videoyu izleseydi? Muhtemelen başıyla onaylar, sonra bir sigara yakar ve şunları eklerdi: 1. “Anlamak” dediğin şey, çoğu zaman Ego’nun kibri. Bir şeyi formüle ettiğimizde, kategorilere ayırdığımızda “anladığımızı” sanarız. Oysa bu sadece kontrol yanılsamasıdır. Jung’a göre ruh (psyche), rasyonelin çok ötesinde bir irrasyonel okyanus. Anlamlandırma çabası bazen okyanusu görmemizi engeller. Bazı şeyler anlaşılmak için değil, deneyimlenmek içindir. 2. Semboller, anlaşıldıkları an ölürler. Jung için sembol, tam olarak dile dökülemeyenin taşıyıcısıdır. Onu “tamamen anladığını” söylediğin an, sembol işarete dönüşür ve ruhunu kaybeder. Bir filozofla sanatçının, iki bilim insanının birbirini anlamaması bir hata değil, tam aksine zıtlıkların çatışmasıdır. Bu çatışma bireyleşmeyi (individuation) doğurur. Karşımdakini anlamamam, onun benden farklı olan “Gölge”siyle yüzleşmek için bir davettir. 3. Belirsizliğin içinde kalabilmek olgunluğun ta kendisidir. Baker’ın “anlamak zorunda olmama” hali, Jung’a göre yüksek bir psikolojik kapasite. Jung der ki: İnsanın en büyük sancısı belirsizliktir. Ama asıl büyüme, o belirsizliğin içinde kalabilmekle gelir. Çünkü zihnimiz netlik ister; ancak ruh, alacakaranlıkta serpilir. O yüzden belki de mesele her şeyi anlamak değil. Anlamadığımız şeylerin bizi nereye götürdüğünü görebilmek. Ne dersiniz? Sizin de “anlamak zorunda olmadığınızı” fark ettiğiniz bir an var mı? #ulusbaker #jung #gustavjung #carlgustavjung #felsefe
1000Kitap
·
45 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.