·76 syf.····Okunma: 28 Mart 2026 01:27 Bazı kitaplar vardır; onlarla dertleşilir, onlarla birlikte mutfağa girip domates çorbası pişirilir. Didem Madak’ın Ah’lar Ağacı, işte tam da böyle bir eser. Şairin dediği gibi; insan bazen hayatın ortasında kaybolmak ister, bazen de Tanrı’nın arkasına saklanmak.
Kitabı okurken kendimi hüzünlü bir çocuklukla, yarım kalmış kadınlık hikâyeleri arasında mekik dokurken buldum. Madak, "Ah" kelimesinin Türk Dil Kurumu'ndaki o soğuk tanımından sıyrılıp, onu canı yanan, özleyen ve pişmanlık duyan bir canlının nefesine dönüştürüyor.
Eski tül perdelerden gelinlik biçilen, olmayan fincanlardan çay içilen o yoksun ama hayal dolu çocukluk... Madak, büyümenin o "olanlar oldu" ağırlığını o kadar naif anlatıyor ki, insanın kalbi pastel boya kokusuyla karışık bir sızıyla doluyor.
"Siz aşktan n'anlarsınız bayım?" diye seslenirken aslında tüm dünyaya bir başkaldırı sergiliyor. Acılarını evcimen telaşlarla okşayan, yorgun çamaşırları balkona asarken uçlarından çile damlayan bir kadının dürüstlüğü bu.
Şiirlerin arasından yükselen domates çorbası kokusu, mutfağın camlarının buğulanıp ağlaması... Didem Madak, en büyük trajedileri bile en gündelik nesnelerle, bir "karınca kumu"nun bereketiyle ya da "kedi dili bisküvileri"nin yumuşaklığıyla anlatabiliyor.
Bu kitap; "ahlat ağacı" gibi dalları dikenli ama gölgesi her zaman sığınılacak kadar geniş olanların kitabı. Eğer siz de kalbinizin ucu kararmış bir tahta kaşık gibi hissediyorsanız, bu şiirler size "yalnız değilsin" diye fısıldayacak.
Vasiyetine sadık kalarak onu dalgınlığımıza getirip, o güzel dizelerinin arasında kaybolmak gerek...
“Bin ahımın hakkı toprağa kalsın...”
Herkese iyi okumalar dilerim...