Yazar, herkesin çoğu zaman göz ardı ettiği çok mühim bir meseleye parmak basıyor. Halinden memnun özgür köleler toplumuna atıfta bulunuyor.
Hepimiz kendimizi özgür sanıyoruz aslında bu sömürünün bir parçası olduğumuzu ifade ediyor.
Bu görüşünü çeşitli argümanlarla destekliyor
özgürlüğün artık bir sömürü aracına dönüştüğüdür. Eskiden özgürlük, dışarıdan gelen bir baskıya (devlet, otorite, disiplin) karşı direnç göstermekti. Ancak Han’a göre bugün bizi ezen bir "öteki" yok; biz bizzat kendi kendimizi eziyoruz.
Disiplin Toplumundan Başarı Toplumuna
Han, Foucault’nun "Disiplin Toplumu" (hastaneler, kışlalar, fabrikalar) analizini günceller.
Disiplin Toplumu: "Yapmalısın" der. İtaat bekler. Deliler ve suçlular üretir.
Başarı Toplumu: "Yapabilirsin" der. Sınırsız performans bekler. Depresifler ve mağlubiyet hissi yaşayan bireyler üretir.
Özgürlük adı altında insanları söndürülmesi ve insanların uyarılması
meşhur hapishane modeli olan Panoptikon’da mahkumlar izlendiklerini bildikleri için kurallara uyarlarmış. Han, dijital çağda bu duvarların kalktığını söyler. Artık biz, verilerimizi ve özel hayatımızı gönüllü olarak sergiliyoruz. Şeffaflık bir özgürlük değil, bir denetim mekanizmasıdır.
Kitabın eksik yönüne değinecek olursak
Kitap bir çözüm önerisinden ziyade bir teşhis koyar. Okuyucuyu yoğun bir karamsarlıkla baş başa bırakabilir.
Sonuç olarak
Byung-Chul Han, bu kitabıyla elimizdeki akıllı telefonların aslında birer "mobil pranga" olduğunu iddia ediyor. Eğer neden sürekli yorgun hissettiğinizi, neden tatildeyken bile çalışmak zorunda hissettiğinizi veya neden sosyal medyada onaylanma ihtiyacı duyduğunuzu merak ediyorsanız, bu kitap tam size göre.