Holbein'in "Ölü İsa"sının önünde donup kaldığını hayal et. Çürüyen, ilahi hiçbir ışıltısı olmayan bir ceset. Dostoyevski’nin dediği gibi: "Bu tablo herhangi birinin inancını sarsabilir." İşte tam burada bir şey kırılıyor içimde.
Nietzsche ise farklı bir yerden vuruyor: "Acıyı yüceltmek insanı zayıflatır, konumunu indirger." Peki merhamet dediğimiz şey gerçekten zayıflık mı? Yoksa tam da hiçbir şey vaat edilmediğinde ortaya çıkan bir duruş mu?
ISTDP’nin gözüyle baktığımda şunu fark ediyorum: Travma yaşamış biri "ödül yoksa neden iyi olayım?" diye sorabilir. Ama işte asıl merhamet, ödülü olmadığında bile seçilendir. Cennet vaadi olmasa, kimse görmezden gelse bile, hâlâ iyiliği seçebilmek…
O çürümüş İsa gibi: yasın, kaybın, anlamsızlığın ortasında merhamet bizi zayıf değil, gerçek kılar.
Peki ya sen?
Hiçbir karşılık beklemese de iyiliği seçer misin?
Bu tabloyla yüzleştiğinde için sarsılır mıydı?
Yorumlarda buluşalım, belki fark ederiz ki en çok inandığımız şey aslında sadece bir "inanç sarsıntısı" uzaklığında.
#Dostoyevski #Nietzsche #MerhametSorusu #HolbeinÖlüİsa #İnançVeYas #PsikolojiVeFelsefe #ISTDP #TravmaVeMerhamet #GerçekOlmanınAğırlığı