Betülcüğümün önerisiyle varlığından haberdar olup okuduğum edebiyatımızın ilk gotik eseri. Başladığımda bu nasıl çağın ilerisinde bi hayalgücü, simpsonlar geleceği nerden biliyor gibi düşüncelerle beni hayretlere düşürdü. Fakat bitirince öğrendim ki kitap meğer Fransız yazar Claude Farrére'in La Maison des Hommes Vivants isimli eserinden uyarlanmış. Sırrın Evi demekmiş o da. Yine de güzeldi tabii. Çünkü bilirsiniz ki uyarlama bizim atasporlarımızdan biri. Kitaptır, dizidir, filmdir. Neyse konusu özgün, anlatımı sürükleyiciydi. Hayat, ölüm, tesadüfler, yol ayrımları, tercihler, kader, aşk, fedakarlık. Ve seçimlerimiz sonucunda geldiğimiz noktadan kendimize dönüp baktığımızda gördüğümüz biz. Keşkelerimiz. Ucuna kadar yenmiş kurşun kalem gibi hayatı da ucuna kadar yıpranmış ve birden bire ihtiyarlamış bu adamcağızın hikayesi beni korkutmadı, üzdü.