Uzun süredir kitap okuyamıyordum. O zinciri kıracak kitapların başından bence bu kitap kesinlikle tavsiye edilmeli.
Bazen bir kitabın kapağını kapattığınızda, odanın içindeki sessizlik aniden ağırlaşır. Sándor Márai’nin Mumlar Sönene Kadar’ı tam da böyle bir eser... Sadece iki eski dostun 41 yıl sonraki yüzleşmesi değil; insanın kendi zihnine ördüğü o aşılmaz duvarların, dilsiz mahkemelerin ve ertelenmiş hayatların çok tanıdık bir yansıması.
Romanı okurken zihnimde hep aynı tortu dolaştı durdu: Belki de en büyük trajedi, ihanetin ya da terkedilişin kendisinde değil; o ihanetin hesabını sormak için bir ömrü bekleyişe kurban etmektir. Henrik’in o loş şatoda 41 yıl boyunca yaptığı şey yaşamak değildi; o, sadece bir sorunun etrafında pervane gibi dönmüş, kendi yarattığı hapishanenin gönüllü gardiyanı olmuştu.
Hepimiz zaman zaman zihnimizde kurduğumuz o mahkeme salonunda, mum ışığının titrek alevinde kendi sessizliklerimizle baş başa kalmıyor muyuz? Ve 42 yaşında intihar eden Márai o sessizliğin içinden bize en acımasız gerçeği fısıldıyor: Gerçek, yıllar sonra ortaya döküldüğünde hiçbir şeyi kurtarmaz. Hakikat, o kadar yılın ardından yaraları iyileştiren bir merhem değil; sadece o yorucu bekleyişin, o ağır yükün son kullanma tarihidir. Onca yıl aradığınız cevabı bulduğunuzda hafiflemezsiniz, çoğu zaman sadece büyük bir boşluğa düşersiniz. Çünkü "haklı çıkmak" ya da "nedenini öğrenmek", çürüyen gençliği ve yaşanamamış yılları geri getirmez.
Dünyanın çok da kıymeti yok... Asıl kıymet, kalbimizde taşıdığımız o yarım kalmış soruların ağırlığında, o sorularla yaşamayı öğrenme biçimimizde gizli.
Sahi, o mumlar sonuna kadar yanıp bittiğinde, içimizdeki karanlığı aydınlatmaya yeter mi?
Yoksa geriye sadece sönmüş bir ateşin usulca soğuyan külleri mi kalır..