·96 syf.····Okunma: 28 Mart 2026 15:15 Arthur Schnitzler’in bu kült eserini bitirdiğimde zihnimde tek bir soru yankılanıyordu: "Bir rüya, sadece bir rüya mıdır?" Viyana’nın o puslu, aristokratik ama bir o kadar da tekinsiz atmosferinde geçen bu novella; sadakati, arzuyu ve insan ruhunun en karanlık dehlizlerini masaya yatırıyor. Fridolin ve Albertine çiftinin bir gecelik itiraflarıyla başlayan süreç, bizi maskeli balolardan gizli cemiyetlere, oradan da bir kadının zihnindeki en vahşi fantezilere sürüklüyor. Kitabı okurken Freud’un "Rüyaların Yorumu"ndaki o meşhur teorilerinin canlandığını hissetmemek imkansız. Freud’un bizzat "Kendi bilimsel çalışmalarımda ulaştığım sonuçlara, o sezgileriyle ulaştı" dediği Schnitzler, burada adeta bir psikanalist gibi kalem oynatıyor. Stanley Kubrick’in Gözü Tamamen Kapalı filmine de ilham olan bu metin, filminden çok daha derin ve rahatsız edici. Schnitzler bize şunu hatırlatıyor: En güvenli liman sandığımız evliliğimiz veya kendi zihnimiz bile, aslında hiç tanımadığımız yabancılarla dolu olabilir.