Geçmişten Gelen Emanet: Bir Adliye Kehaneti
Henüz lise yıllarında bir gençken, kıymetli bir öğretmenim tarafından şahsıma hediye edilen bu kitap, o günlerde benim için sadece bir anıydı. Aradan geçen uzun yılların ardından, bugün bu eserin bizzat anlattığı o dünyanın içinde, adliye koridorlarında bir meslek mensubu olarak görev yaparken kitabı tekrar elime almanın tarif edilemez duygusallığını yaşıyorum. Yıllar önce bir hediye ile hayatıma giren bu satırların, bugün icra ettiğim mesleğin ta kendisi çıkması, hayatın bana sunduğu en zarif metaforlardan biri olsa gerek.
İsmail Yılmaz, Korkunun Bekçileri’nde adliyenin o soğuk, mesafeli ve resmi yüzünün ardındaki asıl 'insan'ı anlatıyor. Kitap, biz adliye çalışanlarının omuzlarındaki o görünmez ama her an hissedilen ağır yükü; yani hatadan sakınma, vicdanın sesini duyma ve adaletin o hassas terazisini tutma 'korkusunu' ustalıkla işliyor.
Bir duruşma salonunda tutanağa geçen her kelimenin, bir kalemin ucundan dökülen her cümlenin aslında bir hayatın akışını nasıl değiştirebileceğini hatırlatan bu eser; bizleri sadece memur değil, o büyük adaletin birer 'bekçisi' olarak konumlandırıyor. Adliye hayatının içindeki o trajikomik anları, hüzünlü hikayeleri ve bürokrasinin gri koridorlarındaki samimi insan manzaralarını okurken, her satırda kendinizden bir parça buluyorsunuz.
Özellikle meslektaşlarım için bu kitap; her sabah girdiğimiz o kapıların ardında aslında ne kadar kutsal ve bir o kadar da ağır bir sorumlulukla baş başa kaldığımızın bir aynası niteliğinde. Yıllar sonra bu aynaya bir profesyonel olarak bakmak, eserin derinliğini benim için çok daha anlamlı kıldı. Adaletin mutfağında emek veren herkesin, o tozlu dosyaların arasındaki insan kokusunu duymak için bu kitaba bir şans vermesini dilerim.