·150 syf.····Okunma: 29 Mart 2026 19:23 Yazarını ilk kez okumanın utancıyla kalbimi inciten eserdir kendileri. Edita hanımcığım savaşın, yıkımın, yitirmenin sadece taş duvar olmadığını asıl kaybın gerçek anlamıyla "insanlık" olduğunu kısacık eserinde anlatmış bizlere. Gembaku günü(6 Ağustos Hiroşima/9 Ağustos Nagazaki) olanların bir ulusun köklerine, yarınlarına, geleceğine "bomba" attığını anlatmış eserinde yazar. Yuko(anlatıcı), savaş sonrası bu toplumda hem kadın olmanın hem de bir "savaşzede" olmanın psikolojisini seslendiriyor. Atık bombasının ardından Japon ulusunun biyolojik ve psikolojik yaralarıyla baş etme, iyileşme sancıları okuyucuda çarpıcı izler bırakıyor. Artık toprakta solucanlar bile yaşayamaz, çocukların oyuncakları barış güvercinleri olur, kadınlar radyasyondan etkilenip sakat bebekler dünyaya getirirler(bunun suçlusuymuş gibi), savaşın yaraladığı insanlar nefes alırken kül olurlar... Bunun gibi pek çok dramla birlikte Japon kültürünü çok iyi yansıttığını düşünüyorum eserin. Özellikle kadının toplumdaki yeri(?) savaşın yıkımına rağmen asla değişmemiş, "ucube" doğurduğuna inanan Ohatsu, kendini uçurumdan atarak intihar etmiştir. Çünkü bu onun ve kocasının soyu için bir utanç kaynağıdır, eğer radyasyon etkisi varsa bu tamamen kadından kaynaklıdır ve artık çocuk sahibi olamaz, ölse daha iyidir(?). Bir kadın sadece erkeğin refahı için yaşamalı, onun soyunu devam ettirmeli, atalarına saygı duymalı.... Gibi gibi pek çok psikolojik şiddetini de gözler önüne seriyor yazar.