Puan vermedi·204 syf.····Okunma: 03 Nisan 2026 13:15 “Ben ağaçlara tırmanırdım. Şimdi tırmanmaya uygun birkaç ağaç vardır: Bu ağaçların dalları kuvvetlidir; gövdeleri kuvvetlidir. En tepesine kadar çıkabilirsin ve yine de dal kırılacak diye korkmana gerek olmaz. Fakat çok yumuşak birkaç ağaç vardır. Ben mango, java eriği -başka bir güzel meyve- toplamaya ağaçlara çıktığım için ailem çok endişelenirdi ve daima beni engellesin diye birisini gönderirlerdi.
Babama “Beni engellemek yerine, hangi ağaçların tehlikeli -onlardan sakınabilirim- ve hangilerinin tehlikesiz olduğunu açıklarsan, tehlikesiz olanlara tırmanabilirim” dedim.
“Çıkmamı engellemeye çalışırsan, bir tehlike var: Yanlış bir ağaca çıkabilirim ve sorumluluk senin olur. Tırmanmaktan vazgeçmeyeceğim - bunu seviyorum.” Gerçekten de güneşte, kuvvetli bir rüzgârla birlikte ve bütün ağaç dans ederken ağaç tepesinde olmak en güzel deneyimlerden biridir - son derece geliştirici bir deneyim.
“Bundan vazgeçmeyeceğim” dedim. “Senin işin bana tam olarak hangi ağaçlara tırmanmamam gerektiğini söylemek, çünkü onlardan düşebilir, bir yerimi kırabilir, bedenimi incitebilirim. Bana genel bir talimat verme: ‘Tırmanmayı bırak.’ Bunu yapmayacağım.” Babam benimle gelip hangi ağaçların tehlikeli olduğunu göstermek için kasabayı dolaşmak zorunda kaldı. O zaman ona ikinci soruyu sordum: “Kentte, bana tehlikeli ağaçlara bile tırmanmayı öğretebilecek, iyi bir tırmanıcı biliyor musun?”
“Tadını kaçırdın!” dedi babam. “Artık ileri gidiyorsun. Bana anlattın, ben de anladım “
“Buna uyacağım, çünkü ben kendim önerdim” dedim. “Ama tehlikeli olduğunu söylediğin ağaçlar çok çekici, çünkü java eriği -Hindistan’a özgü bir meyve- onlarda yetişiyor. Gerçekten lezzetlidir ve olgunlaştıklarında, şeytana uyabilirim. Sen benim babamsın, bu senin görevin... Bana yardım edebilecek birini tanıyor olmalısın.”
Babam, “Baba olmanın bu kadar zor olacağını bilseydim, asla baba olmazdım - en azından senin! Evet, birini tanıyorum” dedi ve beni olağanüstü bir tırmanıcı olan yaşlı bir adamla, en iyisiyle tanıştırdı.
Adam oduncuydu ve o kadar yaşlıydı ki odunculuk yapabildiğine inanmak zordu. Kimsenin yapmaya hazır olmadığı ender işleri yapıyordu... evlerin üzerine yayılan büyük ağaçların dallarını keserdi. Tam bir ustaydı ve bu işi köklere ya da evlere zarar vermeden yapardı. Önce halatlarla dalları başka dallara bağlardı. Sonra bu dalları keser ve ondan sonra da halatlarla öteki dalları evden uzağa çeker ve yere bırakırdı.
Çok yaşlıydı! Fakat ne zaman benzeri bir durum ortaya çıksa, hiçbir baltacı istemezken o hazır olurdu. Babam ona “Ona bir şey öğret, özellikle de tehlikeli, kırılabilecek ağaçlar konusunda” dedi. Dallar kırılabilir... zaten iki-üç kez düşmüştüm - bacaklarımda hâlâ izlerini taşırım.
Bu yaşlı adam bana baktı ve “Şimdiye kadar kimse gelmedi, özellikle de oğlunu getiren bir baba olmadı!. Bu tehlikeli bir şey ama seviyorsa, öğretmek hoşuma gider” dedi. Bana tehlikeli ağaçlara nasıl tırmanacağımı öğretiyordu. Bana kendini korumanın her tür yolunu gösterdi: Ağaçta yukarılara tırmanmak istersen ve yere düşmek istemezsen, önce kendini bir halatla ağacın yeterince sağlam olduğunu hissettiğin bir yerine bağlar ve sonra yukarı çıkarsın. Düşersen, halata asılı kalır ama yere düşmezsin. Bunun bana gerçekten faydası oldu; o zamandan beri düşmedim!
Bir anne ya da babanın işlevi büyüktür, çünkü dünyaya hiçbir şey bilmeyen ama içinde bir potansiyel taşıyan yeni bir misafir getiriyorlar. Potansiyeli büyümedikçe, bu misafir mutsuz kalacak.
Çocuklarının mutsuz olduğunu düşünmekten hiçbir ebeveyn hoşlanmaz; onların mutlu olmasını isterler. Sadece düşünce biçimleri yanlıştır. Ebeveynler doktor olursa, profesör olursa, mühendis, bilimci olursa, çocukların mutlu olacaklarını zannederler. Bilmiyorlar! Çocuklar ancak olmak için geldikleri şeyi olduklarında mutlu olabilirler. Ancak içlerinde taşıdıkları tohum olabilirler.”