Oysa Anadolu insanının olağan yaşantısı
"haberin ta kendisi"ydi.
Sorunlarının sorun olduğunun farkında olmayan
bu insanlar,
gidişatı kader bellemişlerdi.
Güzel şeyler yapıyorlardı çoğu zaman.
Kimse ilgilenmiyordu "meşhur" olmadıklarından.
Çıkarmıyordu sesini.
Hep tercüman arıyordu.
Çünkü bu zamana kadar
onlar adına
hep birileri, konuşanlar vardı.
Hedefe kilitlenmiş merminin, yönünü değiştiremezsiniz!
Onlardan korunmak için kalkan kullansanız da iz bırakır korunağınızda...
"Az uz değil, çok gitmeli...
Dere tepe yok edilmeli...
Dönülüp bakıldığında
Bir arpa boyu değil,
Kalkılan yer görülmemeli..!"
Yaşamları
mahvedenlerse,
şimdi panellerde boy göstermekteler...
İşte ben bunun için barışı seçtim...
Sevdalarımızı ertelemeye kimsenin hakkı YOK-TU...
Yaşamadınız.
Bilemezsiniz!
Benim de gücüm yetmez, dilim dönmez.
Düğümlenen boğazın,
dolup da akmayan gözlerin acısını
anlatamam, bilemezsiniz...
Yanınıza yaklaşan ne kadar dost, ne kadar düşman,
çözemezsiniz...
Düşünceleri yüzünden insan öldürdüklerinden.
Ya da en azından, öldüresiye dövdüklerinden.
Ben barışı istiyordum.
Akan kanın kimin olduğundan çok,
"akmasın" diye direniyordum.
Ve şimdi bakıyorum da
o bomboş beyinlerin dışa vurduğu şiddet,
"intikamdan öte hiç geçmemiş..."
Olmuyor, yapamıyordum. Ben insana vuramıyordum.
Kimse öğretmemişti, hatırlamıyorum.
Zaten "sevmek" öğretilemezdi ki...
Ve yirmi beş yıl sonra,"katillerin kahraman ilan edildiği" bu topraklarda yaşamak bize düştü... Neyleyelim...