Puan vermedi·276 syf.····Okunma: 30 Mart 2026 23:48 Kendimizi insanlık olarak diğer canlılardan ne kadar farklı ve hatta bugün, kendi türümüzün geçmişinden ne kadar gelişmiş olarak görüyorsak, aslında bir o kadar modern insanın ilk atalarının korkularını, güç hırslarını, ruh hedeflerini, duygularını hiç bozulmadan yaşıyoruz hissi zihnimde bu kitapla birlikte iyice yer edindi. Oysa hissettiğim şeylerin bir çoğunun sadece benim hissedebileceğim şeyler olduğu düşüncesi ne kadar da boş bir gururmuş.
İnsanlık tarihinden beri aletlerimiz, coğrafyamız, hatta evren algımız çok büyük değişimlere uğradı. İnsan tabiatından hızlı bir değişiklik beklemek sabırsızlık olabilir tabi ama değişiksizlik de huzursuz edici. Son elli yılda herkeste bulunması mümkün olmayan sabit çevirmeli ev telefonlarından bugün yeraltı metrolarında bile görüntülü konuşabilecek bir teknoloji evrimine şahit olduk. Fakat dönüp baktığımızda Dostoyevski’den Adler’e ve bugün Gabor Mate’e kadar hala aynı duygu-durum sancılarına çözüm arıyoruz ve aynı hisler ardında kendimizi ve çevremizi tanımaya çalışıyoruz.
Mağara duvarına o ilk figürü hayranlıkla çizen atamız ile bugün iyi olduğumuz bir şeyde başarıya ulaşmakta hissettiğimiz o “üstünlük” duygusu bir birinden ne kadar farklı? Sürü lideri bir kurt ile başarılı bir ekip lideri arasında ne derece farklı korkular ve amaçlar vardır? Alanını korumak için büyük bir kavgayı zaferle sonuçlandıran bir aslan ile sonunda bir mülk satın almayı başarmış insanın amacını ve duygularını ayıramıyorsam insanı nasıl ayırabilirim?
İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özelliklerden birinin de “öğrenilen bilginin nesiller arası aktarımı” olduğu söylenir. Eğer öyleyse ya bu duygusal mirası yönetmeyi bilmiyoruz ya da aynaya baktığımızda gördüğümüz varlığı hala tam olarak tanımıyoruz.