Nihan Kaya ‘nın meseleyi bebeklikten, hatta anne karnından itibaren ele alması önemliydi. Sevme biçimlerimizin, bağ kurma şeklimizin, hatta cinselliği yaşayışımızın köklerinin ne kadar geriye uzandığını görmek insanı ister istemez kendi geçmişine götürüyor. Okurken kendime dönüp “Ben neyi sevgi sanarak büyüdüm?”dedim.Ve bu, cevabı kolay olmayan bir soru.
Kitapta en çok takıldığım yerlerden biri de şu düşünce oldu: Sevginin kaynağı tamamen benim. Bu cümle ilk başta güçlü geliyor ama biraz düşününce pürüzleri de ortaya çıkıyor. Çünkü bu bakış açısı, karşımdaki insanın etkisini neredeyse silikleştiriyor gibi. O zaman gerçekten kimi seviyorum; onu mu, yoksa kendi içimde kurduğum bir duyguyu mu?
Evet, birini sevme biçimimin benimle ilgili olduğu doğru… ama sevdiğim insan hiç mi etkilemez beni? Hiç mi dönüştürmez? Eğer sevgi sadece içimden akan bir şeyse, neden bazı insanlar içimde hiç bilmediğim kapıları açabiliyor?
Sevgi ne tamamen “benim”, ne de tamamen “ona ait”…çünkü iki insan arasında, her seferinde yeniden şekillenen, farklı dinamikleri olan ve hiçbir kalıba sığmayan bir hâl bence.
Keyifli okumalar