Gönderi

Puan vermedi·382 syf.··
2026 55. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 13:11
New York Üçlemesi kitabını bitirdiğimde şunu fark ettim: Bu aslında bir polisiye değil. Daha çok, kimliğin yavaş yavaş çözülüşünü izlediğim bir zihinsel yolculuktu. Ben bu kitabı okurken sürekli bir şeylerin “yerine oturmasını” bekledim. Bir gizem çözülecek, parçalar birleşecek sandım. Ama Auster tam tersini yapıyor. Her sayfada daha fazla belirsizlik veriyor. Ve bir noktadan sonra anlıyorsun ki mesele çözmek değil, kaybolmak. Kitap üç ayrı hikâyeden oluşuyor ama benim için hepsi tek bir soruya bağlandı: “Ben kimim?” Ve bu soru kitap ilerledikçe daha rahatsız edici hale geliyor. Çünkü karakterler sadece başkalarını takip etmiyor; aslında kendilerini kaybediyorlar. En çok etkilendiğim şey şu oldu: Bir insan, başka birinin hikâyesine ne kadar girerse, kendi hikâyesinden o kadar uzaklaşıyor. Ve bir süre sonra artık kim olduğunu değil, kimin yerine geçtiğini yaşıyor. Okurken sık sık durup düşündüm. Çünkü bu kitap hızlı okunacak bir şey değil. Her detayın altında başka bir anlam var. İsimler bile tesadüf gibi durmuyor. Auster sanki okuru da hikâyenin içine çekip onunla birlikte zihinsel bir oyun oynuyor. Ama bu oyun rahatsız edici. Çünkü net cevaplar yok. Sonunda klasik bir “çözüm” bekliyorsan, bu kitap seni tatmin etmeyebilir. Ama eğer belirsizliğin içinde dolaşmayı kabul edersen, o zaman gerçekten etkileyici oluyor. Benim için bu kitabın en güçlü tarafı şu oldu: Gerçeklik dediğimiz şeyin ne kadar kırılgan olduğunu göstermesi. Bir kimliği, bir hikâyeyi, hatta bir gerçeği bile ne kadar kolay kaybedebileceğimizi fark ettim. Kitabı kapattığımda aklımda kalan düşünce şu oldu: İnsan bazen bir başkasını ararken, en çok kendini kaybeder.
1000Kitap
New York ÜçlemesiPaul Auster · Can Yayınları · 20161,327 okunma
·
31 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.