·168 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Nisan 2026 23:29 Herkes Joyce’u o içinden çıkılmaz, devasa romanlarıyla tanır; hani o bitmek bilmeyen cümleler, bilinç akışları falan... Ama Sürgünler bambaşka bir dünya. Joyce’un yazdığı tek tiyatro oyunu bu ve dürüst olmam gerekirse, adamın en "insani" ve en çıplak kaldığı yer burası diyebilirim.
Kitabı okurken şunu hissettim: Richard Rowan karakterinde resmen Joyce’un kendisi var. Dokuz yıl sonra İrlanda’ya geri dönüyor ama ruhu hâlâ bir sürgün. Karısı Bertha ile olan ilişkisi ise tam bir zihin oyununa dönüşmüş durumda. Richard o kadar "özgürlükçü" takılmaya çalışıyor ki, eşine "İstersen başkasıyla olabilirsin, sana karışmam" diyor. Ama gel gör ki içten içe kıskançlıktan ve belirsizlikten kıvranıyor.
Bence kitabın asıl meselesi şu: Bir insanı gerçekten ne kadar özgür bırakabiliriz? Ya da aşk, mülkiyet demek midir?
Dili, o meşhur romanları gibi ağır değil; aksine İbsen tarzında, çok net ve keskin diyaloglar var. Sanki karakterlerin birbirini sorguladığı bir odada gizlice onları dinliyormuşsunuz gibi bir gerilim hakim. Sadakat, ihanet ve o bitmek bilmeyen "ait olamama" hissi kitabın her satırına sinmiş.
Eğer Joyce’un o karmaşık dünyasına girmeden önce onun ruh halini, kadın-erkek ilişkilerine bakışını ve o meşhur "sürgün" kafasını anlamak istiyorsanız, Sürgünler kesinlikle doğru durak. Modern ilişkilerin ne kadar sancılı olabileceğini yüz yıl öncesinden öyle bir anlatmış ki, bugün okuyunca bile "Hâlâ aynı dertlerle uğraşıyoruz" diyorsunuz.
Ulysses okumam devam ederken, iyi ki okudum dediğim bir eser Sürgünler. Mutlaka okunmalı!
Keyifli okumalar.