Selam
Size yıllar önce #hayatimidegistir kitabıyla tanıştığım, ardından #blackout ile kalemine bir kez daha hayran kaldığım @elifkaplan.ek’in yeni kitabı #zamanalevini ile geldim.
Bu kitapta Nüzhet ve Saruhan’ı okumak inanılmaz keyifliydi. İkisi de güçlü, kararlı ve tuttuğunu koparan karakterler. Böyle iki “dişli” karakter bir araya gelince, duygusal derinlik ve karakter çatışmaları ön plana çıkıyor ve kitap sizi kolayca içine çekiyor.
Gelelim hikâyeye…
Nüzhet Yalıyar; hayatında ne istediğini bilen ama içinde tarif edemediği bir boşluk taşıyan bir kadın. Babasından bir “aferin” bekleyen, yöneticisi olduğu bankanın dışında dergilere yazılar yazan, söyleşiler düzenleyen ve kadınların ayakta durabilmesi için bir dernek kuran biri. Dışarıdan güçlü, disiplinli ve başarılı görünse de iç dünyasında bastırdığı duygular giderek ağırlaşıyor. En büyük yarası ise ailesinin ona karşı mesafesi…
Saruhan Candar; başarılı, disiplinli ve iş dünyasının iki yüzlülüğünden uzaklaşmak için yalnızlığı seçmiş bir adam. Ormanın içinde yaşamayı tercih edecek kadar yalnızlığa alışmış. Ancak bu yalnızlığın altında, imkânsız bir aşkın yükü yatıyor.
Çocukluk arkadaşlıkları, Nüzhet’in yurt dışından dönüşüyle birlikte atışmalara ve zıtlaşmalara dönüşüyor. Nüzhet’in dominant yapısı ve Saruhan’ın sert, mesafeli tavrı aralarındaki gerilimi daha da artırıyor.
Nüzhet’in Saruhan’ı bir söyleşiye davet etmesi ve onun bu daveti kabul etmesi, Nüzhet’in ailesiyle olan kırgınlığını derinleştiriyor. Tam da Saruhan’ın her şeyi bırakıp yurt dışına gitmeye karar verdiği bir akşam gelen bir mesaj ise tüm dengeleri değiştiriyor…
Nüzhet’in tatil için gittiği yurt dışında aynı otelde, üstelik yan yana odalarda kalmalarıyla hikâye bambaşka bir boyuta taşınıyor. Sağlık durumu ve anne olma isteği gün yüzüne çıkarken, hayatındaki “ideal eş” olarak gördüğü tek kişi Saruhan oluyor. Bu düşünce onu ani bir kararla anlaşmalı evlilik teklifine götürüyor.
İkisi de iş insanı… Evliliği adeta bir “risk analizi” gibi konuşmaları hem düşündüren hem de gülümseten bir detaydı. Saruhan’ın çekinceleri, “düşüneceğim” demesi ama bunu ateşli bir öpücükle mühürlemesi… (detaya girmiyorum ) okurken insanı merakta bırakıyor.
Ve sonunda Nüzhet, yurt dışı tatilinden milyarder bir adamın eşi ve çocuklarına baba bulmuş bir kadın olarak dönüyor. Ancak Saruhan’ın bu evliliği sadece “kâğıt üzerinde” bırakmaya hiç niyeti yok…
Saruhan’ın içsel çatışmaları karakterine derinlik katarken; eşine olan yaklaşımı, ilgisi ve sevgisi gerçekten hayranlık uyandırıyor. Nüzhet ise zamanla hem kendini hem de Saruhan’ı yeniden keşfediyor. Özellikle dışarıdaki Saruhan ile evdeki Saruhan arasındaki fark okura “vay be” dedirtiyor. (Kütüphanesinde Nüzhet’in adının geçtiği bir raf dolusu kitabı saklamasına ne demeli… aşık olunası değil mi?)
Nüzhet’in özgür ruhunun altında saklı kalan tabularını keşfetmesi beni en çok şaşırtan detaylardan biriydi. Yalıyar ailesinin tutumu ise yer yer gerçekten kırıcıydı; bazı sahnelerde Nüzhet kadar ben de kırıldım. Buna karşılık Saruhan’ın ailesine hayran kaldım. Özellikle “kara kutu” Berham, kardeşi Nurbanu ile olan ilişkileri… Bu bağları gördükçe Nüzhet’in içindeki eksikliği ve kırılganlığı daha derinden hissediyorsunuz.
Bu kitap sıradan bir aşk hikâyesi değil.
Güven, sevgi, aile, geçmişle yüzleşme ve kendini kabul etme üzerine derin bir yolculuk… Kaçtığımız şeylerin aslında bizi iyileştirebileceğini hatırlatan, duygusal yoğunluğu yüksek ve yer yer gizemli bir hikâye.
Ve Saruhan Candar…
Sen benim favorimsin. (Adamın dibi )
Eğer hâlâ okumadıysanız, kesinlikle tavsiye ederim.
Sevgili @elifkaplan.ek, ikinci kitap için sabırsızlanıyorum… Lütfen çabuk gelsin!