1518’in sıcağında, bir kasabanın ortasında insanlar durmadan dans etmeye başladı. Kimse durduramadı. Kimse anlamlandıramadı. Günlerce süren bu çılgınlıkta dans ede ede ölenler oldu. Tarih buna “dans vebası” dedi. Ama sebebini asla tam olarak açıklayamadı.
Belki de deliliğin en saf hali buydu: Bedenin, aklın çoktan terk ettiği bir yerde ritmi bulması.
Jean Teule, Dansa Davet’te bu histeriye bir başlangıç yazıyor: Açlıktan kırılan bir kadın, bebeğini yememek için nehre atıyor. Ardından dans etmeye başlıyor. Öyle bir dans ki bu, acıyı dışarı kusmak. Öyle bir çığlık ki, kıvama gelmiş umutsuzluğun koreografisi.
Ve bu dans bulaşıcı. Çünkü çaresizlik de bulaşıcıdır. Kalabalıklar, tek bir bedenin travmasını kendi yok oluşlarına davetiye çıkarır.
Teule’nün satırlarında yürürken, insanın kendini unutmak için hangi ritüellere sığındığını düşünmeden edemiyorsun. Bu kitap bir roman değil, bir teşhis. Okurken dans etmekle durmak arasında salınıyorsun. Edebi bir beklentiye girme; akışına bırak kendini. Sarsılacaksın. Ve belki biraz da özgürleşeceksin.
Dans edenlere selam olsun. Sebepsiz çıldıranlara, anlam aramayanlara.
#DansVebası #DansaDavet #JeanTeule #EdebiyatVeDelilik #KolektifHisteri #VaroluşsalDans #KitapVeÇığlık #OkudumEtkilendim #Sanatsalİsyan