Bazı kitaplar iyi yazılmış oldukları için değil, insana kaçamayacağı bir gerçekliği zorla gösterdikleri için etki ederler. Genelevde Yas tam olarak böyle bir metin. Okurken bir kurguya değil, yaşayan bir yere bakıyormuş hissi oluşuyor; karakterler “yaratılmış” değil, sanki zaten varlar ve sen sadece onlara denk gelmişsin gibi. En çarpıcı tarafı ise acıyı asla romantize etmemesi. Çünkü burada anlatılan hayatlar süslenmeye, anlamlandırılmaya ya da estetikleştirmeye uygun değil. İrfan Yalçın’ın asıl gücü de burada: Okuru rahatsız etmekten kaçmıyor, hatta bilinçli olarak oraya itiyor.
Bu rahatsızlık boşuna değil. Kitap, empatiyi doğal bir süreç olarak değil, neredeyse zorla açılan bir kapı gibi kuruyor. Görmezden gelinen bir sınıfı, yok sayılan hayatları ve en önemlisi “ahlak” dediğimiz kavramın ne kadar konforlu bir yerden üretildiğini yüze vuruyor. Okurken şunu fark ediyoruz: Dışarıdan kurduğumuz yargılar, aslında hiç dahil olmadığımız hayatların üstüne kurulmuş kırılgan varsayımlar. Bu yüzden metin iyileştirmiyor; aksine, insanın içindeki bazı çatlakları derinleştiriyor.
Ama tam da bu noktada asıl mesele ortaya çıkıyor. Bu kitap anlamsızlığı anlatmıyor, seçeneksizliği gösteriyor. İnsanların çürümesi bir varoluş problemi değil, bir çıkışsızlık hali. Ve bu fark, metnin bıraktığı etkinin en sert yerini oluşturuyor. Sonuç olarak Genelevde Yas edebi olarak kusurlu ama güçlü, psikolojik olarak çarpıcı ama ağır bir metin. Okurda bıraktığı şey ise net: rahatsızlık ve kaçamayacağı bir gerçeklik duygusu.
Okur kalın...