·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Nisan 2026 19:00 Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi romanını bitirdiğimde içimde kalan his şu oldu: İnsan aslında neyi taklit ettiğini fark etmeden yaşıyor çoğu zaman.
Felatun Bey ve Rakım Efendi… İki zıt uç gibi görünse de, aslında tek bir sorunun iki farklı cevabı gibiler: “Nasıl yaşamalı?”
Felatun Bey yüzeyde yaşayan, Batılılaşmayı sadece şekil ve gösterişte arayan biri. Kıyafeti, dili, alışkanlıkları hep dışarıdan alınmış ama içi boş kalmış. Rakım Efendi ise aynı dünyanın içinden geçmesine rağmen özünü kaybetmeden ilerleyen, çalışkan, derinlikli ve dengeli bir karakter.
Kitap boyunca fark ettiğim şey şu oldu: Bilgi, taklit edildiğinde değil sindirildiğinde insanı dönüştürüyor. Felatun Bey’in trajedisi bilgisizliği değil; öğrendiğini kendine ait bir şeye dönüştürememesi. Rakım Efendi’nin farkı ise sadece çalışkan olması değil, öğrendiklerini hayatına yerleştirebilmesi.
Ahmet Mithat Efendi aslında bize bir karakter anlatmıyor; bir dönem eleştirisi sunuyor. Doğu ile Batı arasında sıkışmış bir toplumun aynasını tutuyor. Ama bu ayna sadece o döneme ait değil, bugün de fazlasıyla tanıdık.
Kitabı kapattığımda kendime şu soruyu sordum:
Benim hayatımda Felatun’a yakın olan taraf neresi, Rakım’a yakın olan taraf neresi?
Çünkü mesele Batılı olmak ya da Doğulu kalmak değil.
Mesele, kendin olarak kalabilmek.
Kısa ama etkisi uzun süren bir okuma oldu benim için.