V For Vendetta Bu iki karakter farklı coğrafyaların ve iki büyük yazarın kaleminden çıkmış olsalar da, aslında insan ruhunun en derin çatışmalarında birbirine dokunur. Rodion Raskolnikov ile Jean Valjean, aynı sorunun iki farklı cevabı gibidir: İnsan, kendi içindeki karanlığı nasıl taşır ve onu nasıl dönüştürür?
Fyodor Dostoyevski, Raskolnikov’u bir düşüncenin içine hapseder. Onu bir cinayete iten şey yalnızca yoksulluk değildir; daha derin bir inançtır: “Üstün insanlar” yasaların ötesine geçebilir. Bu, insanın Tanrı’nın yerine geçme arzusudur. Ancak bu fikir, onu kurtarmaz; aksine parçalar. Raskolnikov’un yolculuğu bir yükseliş değil, ruhsal bir çöküştür. Suç, onun için bir özgürlük denemesi değil, vicdanın en ağır sınavına dönüşür.
Victor Hugo ise Jean Valjean’ı karanlıktan çıkarır. Onu suçun içinde bırakmaz; ona bir kapı açar. Valjean hırsızlıkla başlar ama karşılaştığı merhamet, onun kaderini değiştirir. Pederin ona gösterdiği iyilik, aslında onun ruhuna düşen ilk ışıktır. Bu ışık, Valjean’ın içindeki insanı yeniden doğurur. Yani Hugo’ya göre insan, bir hata ile tanımlanmaz; aksine, o hatadan sonra yaptığı seçimlerle var olur.
İki karakter de suç işlemiştir. Ancak Raskolnikov suçunun ağırlığı altında ezilirken, Valjean o suçun üzerine bir insanlık inşa eder. Dostoyevski’de kurtuluş, acı ve içsel hesaplaşma ile gelir. Hugo’da ise kurtuluş, başkasının gösterdiği merhameti içselleştirmekle mümkün olur.
Raskolnikov, aklın sınırlarını zorlayan bir yalnızlıktır. Kendini herkesten üstün görmeye çalışırken aslında herkesten daha derin bir yalnızlığa düşer. Valjean ise toplumun dışına itilmişken, içindeki merhametle yeniden topluma döner. Biri içe doğru çöker, diğeri dışa doğru genişler.
Ama her iki hikayede de ortak olan şey şudur: İnsan değişebilir. Ve bu değişim, çoğu zaman bir karşılaşma ile başlar. Bir vicdan, bir merhamet ya da bir yüzleşme…
Ve belki de asıl mesele şudur:
İnsan, karanlıkla mı tanımlanır, yoksa o karanlıktan nasıl çıktığıyla mı?