________Nasıl söylediğimin ne önemi olabilir ki? Siz sadece benim doğruyu söyleyip söylemediğime bakın. Zaten yargıcın asıl görevi de budur; doğruyu ortaya çıkarmak._________ ___________________________ ________Bunlar çoğunuzu, tâ çocukluğunuzdan beri, yalanlarla kandırarak güya göklerde olup bitenlerle uğraşan, yerin altından neler geçtiğini araştıran, yanlışı doğru gibi göstermeyi beceren Sokrates adlı bir bilgin olduğuna sizi inandırmışlardır. Beni suçlayanlar içinde, en çok korktuklarım işte bu masalı yayanlardır. Çünkü bunları dinleyenler, bu gibi konuşan insanlar, beni Tanrılara inanmaz sanıyorlar. Eskiden beri beni, bunla suçluyorlar. Üstelik bunları, çocukluğunuzda olsun, gençliğinizde olsun, daha çok etki altında kalabileceğiniz yaşlardayken, kulaklarınıza doldurmuşlardı. Hem bu suçlamalar karşılarında kendilerini yanıtlayacak kimse yokken, benim arkamdan oluyordu. İşin en korkunç yanı işte bu! Kıskançlıkları, kötülükleri yüzünden -bazen önce kendilerini bile inandırmaya varacak kadar- sizi tüm suçlamalara inandıran bu adamlar, uğraşılması en güç olanlardır. Çünkü bunları ne buraya getirmek ne de söylediklerini çürütmek olanaklıdır. Bu yüzden kendimi savunurken, yalnızca gölgelerle çarpışmak, karşımda yanıt verecek birinin olmadan yargıların yanlışlığını göstermek zorunda kalıyorum. O halde az önce söylediğim gibi düşmanlarımın 2 türlü olduğunu görüyorsunuz. 1- Beni şimdi, suçlayanlar. 2- Eskiden, suçlamış olanlar.____________________________Tanrı bu sözüyle ne demek istemiş? Nedir bu bilmece? Çünkü az çok bende böyle bir bilginin olmadığını biliyorum. Öyle olmasına rağmen insanların en bilgini olduğumu söylemekle ne demek istiyor? Tanrı yalan söylemez. Yalan Tanrının sözleriyle bağdaşır bir şey değil. Ne demek istediğini uzun zaman düşündüm. En son işin aslını araştırmaya karar verdim. Bilgisi yüksek birini bulup, Tanrıya gider sözünü çürütmek için derim ki; İşte benden daha bilgili adam. Oysa sen benim için en bilgili insan demişsin. Bunun üzerine bilgisi ile ün yapmış birine gittim ismi gerekmez. Sınamak için seçtiğim adam devlet işleri ile uğraşır. Onu iyice inceledim sonuç şu ki; adam kendine ve başkalarına bilge gibi gözüken fakat gerçekte hiçbir bilgisi bir olmayan kişiydi. Bunun üzerine kendisini bilge zannettiğini aslında böyle olmadığını anlatmaya çalıştım. Sonuçta onun da orada olup bizi dinleyenlerin de düşmanlığını kazandım. Yanından ayrılırken dedim ki; Doğrusu ikimizinde iyi, güzel bir şey bildiğimiz yok. Yine de ben ondan bilgiliyim, çünkü o hiçbir şey bilmediği halde bildiğini sanıyor. Ben bilmiyorum ama bildiğimi de sanmıyorum! Yani bilmediğimi, biliyorum. Demek ki ondan biraz daha bilgiliyim.____________________________Size doğruyu söylemeliyim. Atinalılar, köpek hakkı için, bütün o araştırmalarımda baktım, asıl bilgisizler, bilgilidir diye tanınmış olanlar! Boştur denenlerde ise daha çok akıl var._____________________ __________Yargıçlar, inanırmısınız? Doğruyu söylemeye utanıyorum ama söylemeliyim. O ozanların, yapıtları hakkında dedikleri, orada bulunan hemen herkesin diyebileceğinden daha iyi değildi. O zaman anladım ki ozanlar yapıtlarını bilgilerinden değil, bir çeşit içgüdüyle, Tanrı'dan gelme bir esinle yazıyorlar, tıpkı bir sürü güzel şey söyleyip dediklerinden bir şey anlaşılmayan Tanrı sözcüleri, biliciler gibi. Şairler için de öyle olduğunu gördüm; üstelik onlar, kendilerinde şairlik var diye, bilmedikleri şeylerde de insanların en bilgini olduklarını sanıyorlar. Yanlarından ayrılırken anlamıştım ki, devlet adamları karşısında nasıl bir üstünlüğüm varsa, onlardan da böylece üstünüm. En son, ustalara gittim: çünkü kendimin bir şey bilmediğimin farkında olduğum gibi, onların da hem çok, hem iyi şeyler bildiklerine emindim. Bu sefer aldanmamışım; onlar benim bilmediğim birçok şeyleri gerçekten biliyorlardı ve bunda hiç şüphesiz benden daha bilgin idiler. Ama Atinalılar, gördüm ki iyi ustalarda da şairlerdeki kusur var; kendi işlerinin eri oldukları için en yüksek şeylerden de anladıklarını sanıyorlar, böyle sandıkları için de asıl bilgileri gölgede kalıyordu, o kadar ki Tanrının sözüne geldim, onlar gibi bilgin, onlar gibi de bilgisiz olmaktansa, bilgilerini de, bilgisizliklerini de edinmeyip olduğum gibi kalmak daha iyi değil mi? diye düşündüm; gerek kendime, gerek Tanrı sözüne cevap vererek, benim için olduğum gibi kalmak daha iyi, dedim. Atinalılar, bütün bu araştırmalarım birçok düşmanlar, hem de en kötü, en tehlikeli soyundan düşmanlar edinmeme sebep oldu; birçok iftiralara yol açtı; adım bilge diye çıktı, çünkü beni dinleyenler, başkalarında bulunmadığını gösterdiğim bilginin bende bulunduğunu sandılar. Asıl bilen, Atina yargıçları, belki yalnız Tanrıdır; o sözü ile de insan bilgisinin büyük bir şey olmadığını, hatta hiçbir şey olmadığını göstermek istemiştir; Sokrates demiş olması ancak bir söz gelişidir; "Ey insanlar! Aranızda en bilgesi, Sokrates gibi bilgeliğinin gerçekte bir hiç olduğunu bilendir" demek istemiş. İşte böylece Tanrının sözünü düşünerek yer yer dolaşıyor, yurttaş olsun, yabancı olsun, bilge sandığım kimi bulursam konuşup soruyorum; Bilge olmadıklarını anlayınca da, Tanrı sözüne hak vererek bilge olmadıklarını kendilerine gösteriyorum. Bu iş bütün vaktimi alıyor, bu yüzden devlet işleriyle de, kendi işlerimle de iyice uğraşacak vakit bulamıyorum; o kadar ki, Tanrıya hizmet edeyim diye yoksul kaldım.___________ ________Gençler başıma toplanıyor, babaları zengin, vakitleri bol. Ben önüme aldığım adama sorular sorarken durup dinliyorlar; üstelik bilgiçlerin sorguya çekilmesini dinlemekten hoşlanıyorlar. Çok defa bana benzeyerek kendileri de başkalarını denemeye kalkışıyorlar. Az bir bilgiyle üstüne üstlük büsbütün bilgisiz, kendilerini bilgin sananlar sayısız! Bunu o delikanlılar da buluyorlar. Sıkıştırdıkları adamlar kendilerine kızacaklarına bana kızıyor, "Ah! bu alçak Sokrates! Gençleri baştan çıkarıyor!.." diyorlar._____________________________Her zaman filozoflara karşı çevrilen bulutlarda, yerin dibinde olup bitenleri öğretmek; tanrılara inanmamak; iyiyi kötü göstermek gibi beylik sözleri sayıp dökerler. Çünkü bir şey bilmedikleri halde, biliyor görünmek, istediklerinin, açığa vurulduğunu söylemeye bir türlü dilleri varmaz! Onlar, iyi tanınacağız, sözümüz geçecek diyen, kalabalık bir grup insandır!!! Benim sözüm açılınca, bir ağızdan konuşup karşılarındakini kandırmayı bildikleri için, öteden beri ağır karalamalarla kulaklarımızı doldurdular, gene de dolduruyorlar. Meletos’a, Anytos’a, Lykon’a ve bana saldırmak cesaretini veren, işte bu karalamalardır! Meletos şairlerin, Anytos ustalarla politikacıların, Lykon da konuşmacıların düşmanlıklarına tercüman olmuştur.____________________ ________Madem ki onları doğru yoldan ayıranı ortaya çıkarmak güçlüğüne katlanmışsın ve yargıçların karşısında beni göstererek bu suçlunun ben olduğumu ortaya atıyorsun, o halde şunuda bilmen gerekir. Onları eğitenler kim? Yargıçlara adlarıyla söyle... Gördün mü? Meletos, susuyorsun işte. Bir şey söylemiyorsun, ama bu susman, senin için utanılacak bir şey değil mi? Konuyla hiç bir ilişiğin yoktur dememin, bu, açık birkanıtı değil mi?_________ ________Doğruların yaradığı, yanlışların da zarar verdiği parçamız bozulursa, o bozulmuş parçayla yaşayabilir miyiz?_________ _________Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez.___________________ _________Atları, bir veya birkaç kişi, yani seyisler eğitebiliyor; binenler ise onları bozuyorlar, değil mi? Atlar için de, başka hayvanlar için de böyledir, değil mi? Bu, kuşkusuz böyledir; Anytos ile sen, ne derseniz deyin, gençleri yalnızca bir kişinin yanlış yola sürüklediği, ondan başka herkesin daha iyi kıldığı doğru olsaydı, bu onlar için gerçekten eşsiz bir mutluluk olurdu. Ama hayır, Meletos, gençler üzerinde hiç kafa yormadığını yeterince gösterdin; senin kayıtsızlığın, başıma açtığın işleri hiç umursamamış olmandan da açıkça anlaşılıyor!_________________ ________Üzerime ne kadar çok kin çekmiş olduğumu düşünüyorum ve yargılanmam gerekirse, beni yok edecek olanın bu olduğunu; Meletos, Anytos değil, şimdiye kadar birçok iyi insanın ölümüne neden olmuş, belki ileride de olacak olan karalama ve çekememezlik olduğunu düşünüyorum; çünkü bu kurbanların sonuncusu her halde ben olmasam gerek._____________________ ________Bilinmeyeni bilmek iddiası değil midir? İnsanların, korkularından, en büyük kötülük saydıkları ölümün, en büyük iyilik olmadığını kim bilir? Bilmediğimiz bir şeyi bildiğimizi sanmak gerçekten utanılacak bir bilgisizlik değil midir? İşte hâkimler, ancak bu noktada başkalarından farklı olduğuma inanıyorum.___ ________Sen ki, dostum, Atinalısın. Dünyanın en büyük, gücüyle ve bilgeliğiyle en ünlü kentinin hemşerisisin; paraya, onura, üne bu kadar önem verdiğin halde bilgeliğe, akla, hiç durmadan yükseltilmesi gereken ruha bu kadar az önem vermekten sıkılmaz mısın? “Kendisiyle tartıştığım bir adam bu saydıklarıma önem verdiğini söylerse, yakasını bırakacağımı ve salıvereceğimi sanmayınız! Hayır, gene soracağım, onu gene sorguya çekeceğim, onunla gene tartışacağım; erdemli olmasının bir sözden başka bir şey olmadığını anlarsam, kendisini, değeri büyük olanla az, değeri küçük olana ise çok değer verdiği için utandıracağım. Aynı sözleri genç, yaşlı, yurttaş, yabancı, herkese, hele benim kardeşlerim olmalarından dolayı bütün hemşerilerime tekrarlayacağım. Çünkü, biliniz, bu bana Tanrının bir buyruğudur...______________ ________Çünkü ben, genç, yaşlı, hepinizi, vücudunuza, paranıza değil, her şeyden önce ruhun en yüksek eğitimine önem vermeniz gerektiğine inandırmaya çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum... Evet, benim görevim, size parayla erdemin elde edilemeyeceğini; paranın da, genel olsun özel olsun, her türlü iyiliğin de, ancak erdemden geldiğini söylemektir._______________ ________Kötü bir kimse iyi bir adama nasıl zarar verebilir? Ancak kendine zarar vermiş olur._________ ________Ben kendimi, Tanrı'nın, devletin başına bela olarak yarattığı bir at sineği olarak görüyorum. Her gün her yerde sizi dürtüyor, sıkıştırıyor, azarlıyorum; peşinizi bırakmıyorum. O yüzden, size kendinizi benden mahrum bırakmamanızı öneririm. Belki de, ansızın uykusundan uyandırılan biri gibi, canınız sıkılarak, Anytos'un öğüdüne uyar, beni kolayca vurup öldürebileceğinizi sanır ve Tanrı size acıyıp başka bir at sineği gönderene kadar hayatınızın geri kalanında uykuya dalarsınız._________ ________Nasıl şimdiye kadar kimseye kötülük etmemişsem, kendime de elbette etmeyeceğim, kendim için bir ceza önermeyeceğim. Niçin edeyim ki? Meletos'un ileri sürdüğü ölüm cezasından korktuğumdan mı? Ölümün bir iyilik mi, yoksa bir kötülük mü olduğunu bilmediğim halde, kötü olduğundan kesinlikle emin olduğum bir cezayı mı talep edeyim?___________________ ________Erdemi, üzerinde hem kendimi, hem başkalarını sınadığım daha birçok sorunları her gün tartışmanın insan için ne büyük iyilik olduğunu, sınavsız ömrün, yaşanmaya değer olmadığını söylersem gene inanmayacaksınız.__ ________Gördüğünüz gibi yaşım çok ileri; ölümden çok uzak değilim._________ _________Onlara söyleyecek bir sözüm daha var: Belki aklanmamı kolaylaştıracak şeyler söylemediğimden, suçluluk kararından kurtulmak için gereken şeyleri söylemeyi ve yapmayı kabul etmediğimden dolayı mahkûm edildiğimi sanıyorsunuz. Hayır; cezalandırılmama neden olan eksiklik, sözlerimde değil. Sizin istediğiniz gibi; ağlayarak, sızlayarak, haykırarak, bence bana yakışmayan, fakat başkalarından sürekli duymaya alıştığınız birçok şeyi söylemememde ve yapmamamdadır. Fakat ben, tehlikeye düştüğüm zaman, ne böyle aşağılık davranışlara, alçaklıklara saparım, ne de kendimi böyle savunmadığım için pişman olurum. Asla! Böyle bir şey yapmaktansa,sizin alıştığınız gibi kendimi savunmaktansa, kendi alıştığım gibi konuşarak ölmeyi üstün görürüm.___ ________Haksız yere idam ediliyorsun Sokrates! Ne yani, haklı yere edilsem daha mı iyiydi?_________ ________Beni öldürmekle hayatınızın hesabını soranlardan kurtulacağınızı sanıyorsunuz. Fakat bana inanın sandığınızın tam tersi olacaktır._____________ ________Çünkü, savaş alanında olduğu gibi adalet karşısında da, hiçkimse -ben de - kendini ölümden kurtaracak araçları kullanmaya kalkışmamalıdır. Evet çokkez, bir kimse savaşta silahlarını bırakmakla, düşmanlarının önünde diz çökmekle ölümden kurtulabilir; her şeyi söylemeyi, her şeyi yapmayı kabul eden bir kimse içinher türlü tehlike karşısında ölümden kurtulmanın daha birçok yolu vardır. Yalnızca,şuna iyice inanın, yargıçlarım, asıl sorun, ölümden sakınmak değil, haksızlıktan sakınmaktır; çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar. Ben yaşlı ve ağır olduğumdan, bana yavaş koşan ölüm yetişti; oysa beni suçlayanlar güçlü ve çevik olduklarından, onlara da çabuk koşan kötülük yetişti. Şimdi ben, tarafınızdan ölüm cezasına, onlarda gerçek tarafından kötülüğün ve haksızlığın cezasına çarptırılarak ayrılıyoruz. Ben cezama boyun eğerim, onlar da cezalarına boyun eğsinler. Herhalde böylesi yazgıymış; belki de yerindedir._______ ________Artık ayrılık zamanı geldi, yolumuza gidelim; Ben ölmeye, siz yaşamaya! Hangisi daha iyi? Bunu Tanrı'dan başka kimse bilemez.___________________
·
130 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.