·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Nisan 2026 03:23 Windsor Ailesi serisinin üçüncü kitabı ile Dion ve Faye’in hikayesine konuk oluyoruz. Açık söylemek gerekirse bu seri artık bana hem çok tanıdık hem de bir o kadar bağımlılık yapan bir his veriyor. Çünkü ne olacağını biliyorum… ama yine de okumaktan kendimi alıkoyamıyorum.
Bu kitapta en çok içime dokunan şey kesinlikle Faye oldu. Onun yaşadıkları öyle yüzeysel bir dram değil; iliklerine kadar hissediyorsun. Küçüklüğünden beri baskı altında büyütülen, kendi hayatı için tek bir söz hakkı bile olmayan bir kız… Sürekli başkaları için yaşayan, kendi isteklerini yok sayan bir karakter. En acısı da bunu kabullenmiş olması. Okurken bazı sahnelerde gerçekten boğazım düğümlendi. Çünkü Faye sadece bir karakter gibi değil, gerçek hayatta da var olan kadınların bir yansıması gibiydi.
Dion’a gelirsek… başta klasik Windsor erkeği diyorsun: mesafeli, soğuk, duvarlarını örmüş. Faye’den özellikle kaçması, evliliği istememesi falan derken “tamam yine aynı erkek profili” diyorsun. Ama o kırılma anı var ya… Faye’i başka bir adamla gördüğü an… işte orada Dion’un içindeki her şey değişiyor. O anla birlikte hikaye de yön değiştiriyor zaten.
Dion’un en sevdiğim yanı şu oldu: sahiplenici ama boğucu değil. Faye’i istiyor, evet. Ama onu zorlayarak değil, yanında durarak kazanıyor. Onun seçim yapmasına izin vermesi, sabretmesi, korumaya çalışırken bile sınırlarını bilmesi… bunlar gerçekten çok değerliydi. Çünkü bu tarz kitaplarda erkek karakterler genelde “benimsin” deyip geçiyor ama Dion o sözün içini dolduruyor.
İkili arasındaki ilişki ise tam bir iniş çıkış hikayesi. Birbirlerine yaklaşmaları, sonra geri çekilmeleri, güvenmeyi öğrenmeleri… Bu süreç çok gerçekçiydi. Öyle bir anda aşık olup her şey güllük gülistanlık olmuyor. Özellikle Faye’in yaşadıklarından sonra zaten bunun hemen olması mümkün değil. Bu yüzden aralarındaki o yavaş gelişim beni rahatsız etmedi, aksine daha inandırıcı geldi.
Ama seriye dair genel bir eleştirim burada da kendini gösteriyor:
Yine anlaşmalı evlilik… yine zorunluluk… yine “önce evlen sonra aşık ol” döngüsü.
Artık bu noktada biraz tekrar hissi oluşuyor. Yani karakterler değişse de kurgu yapısı aynı kalıyor. Bu da ister istemez okurken “bunu daha önce okumuştum” hissi veriyor. Keşke yazar aynı duygusal derinliği farklı bir konu içinde de gösterebilseydi diyorum.
Bir de kitabın ortalarına doğru bazı sahneler vardı ki… hikayenin o duygusal, naif atmosferine tam oturmadı bence. Sanki başka bir kitabın içindeymişim gibi hissettirdi. Bu küçük kopukluklar okuma deneyimini biraz zayıflatıyor.
Ama şunu da inkâr edemem: kitap akıyor. Gerçekten akıyor. Sayfalar su gibi geçiyor ve özellikle karakterlerin duygularına kapıldığın anlarda tamamen hikayenin içine giriyorsun.
Seri içinde favorim oldu mu? Tam olarak diyemem. Ama Dion karakter olarak kesinlikle en sevdiklerimden biri oldu. Faye ise en çok üzüldüğüm karakterlerden biri.
Son olarak şunu söyleyebilirim:
Eğer “zorunlu evlilik”, “yavaş yavaş gelişen aşk”, “yaralı karakterler” temalarını seviyorsan bu kitap seni içine çeker. Ama bu trope artık seni yormaya başladıysa… o zaman bu kitapta biraz tekrar hissi yaşaman çok normal.
Benim için; ne unutulmaz bir favori oldu ne de hayal kırıklığı. Ama hissettirdikleriyle iz bırakan, özellikle karakterleriyle aklımda kalan bir kitap oldu.
Ve tabii ki… serinin sonunda yine merakta bırakan o küçük ipuçları…
Yeni Windsor hikayesini okumak için insanı istemeden heyecanlandırıyor