Putları Deviren Bir Özgürlük Manifestosu: Tanrılar Gibi Olacaksınız
Erich Fromm’un bu eseri, Eski Ahit üzerine bir yorum gibi görünse de aslında "teist olmayan" bir düşünürün, dini kavramları birer insani deneyim olarak incelediği devrimci bir metindir. Fromm için mesele "Tanrı var mı yok mu?" sorusu değildir; o, Tanrı kavramının insan zihninde ve tarihinde neyi sembolize ettiğine, yani deneyimin kendisine bakar. Karşımıza çıkan, din temelli gözüken ama tamamen insanın özgürleşme yolculuğuna adanmış dinler üstü bir perspektiftir.
Bu kapsamlı analizde, Fromm’un kavramları nasıl insani birer basamağa dönüştürdüğünü görmek mümkün. Benim için bu yolculuğun en sarsıcı iki durağı ise şunlardı:
1. Cennetten Kovulma: İnsanın İlk Özgürlük Eylemi
Geleneksel anlatılarda bir "felaket" veya "ilk günah" olarak görülen cennetten kovulma, Fromm’un merceğinde insanlığın gerçek doğum günüdür. Yılanın o sarsıcı vaadi; "Elmayı yerseniz Tanrı gibi olacaksınız," aslında insanın hayvansal güdülerinden sıyrılıp kendi bilincine, aklına ve iradesine uyanışıdır.
Bu kovulma bir ceza değil; insanın doğanın o "bilinçsiz ve sorumsuz güvenliğinden" kopup, kendi ayakları üzerinde durmayı seçtiği ilk özgürlük eylemidir. İnsan, hazır bir cenneti reddederek, ancak kendi çabasıyla tam insan olabileceği o zorlu ama onurlu tarihsel yolculuğuna adım atmıştır.
2. Kurban Ritüeli ve Modern Putlar: Azteklerden Günümüze
Fromm’un putperestlik tanımı, bugünkü dünyayı anlamak için sarsıcı bir anahtar sunuyor. Putperestlik sadece taşa tapmak değildir; insanın kendi yaratıcı güçlerini (sevgi, akıl, irade) soyut bir nesneye veya kuruma transfer edip onun önünde diz çökmesidir.
Fromm, Azteklerin tanrılarına sunduğu insan kurbanlarıyla bugünün savaşlarını aynı düzlemde değerlendirir. Dün taş heykeller adına kan dökülüyordu; bugün ise "milliyet", "ideoloji", "devlet" veya "bayrak" gibi modern putlar adına milyonlarca insan savaşlarda kurban ediliyor. Fromm’a göre kurban törenleri bitmemiştir; sadece kurban verenlerin gerekçeleri ve kurban edilen putların isimleri değişmiştir. İnsan kendi yarattığı bu kavramları kutsallaştırdığı an, hem kendisini hem de başkalarını feda etmeyi meşrulaştırır.
Sonuç Olarak;
Fromm, dini kavramları incelerken aslında bize bir "ayna" tutuyor. Günahı "yoldan sapmak", pişmanlığı ise "kendi özüne geri dönmek" olarak tanımlayarak, dini dogmanın dar kalıplarından çıkarıp evrensel bir ahlak zeminine oturtuyor.
Eğer adaleti ve sevgiyi kendi dışımızdaki otoritelerde aramaya devam edersek, sadece kurban verdiğimiz "tanrıların" adı değişir ama köleliğimiz hep baki kalır. Fromm’un bu dinler üstü çağrısı nettir: Putlarını devir ve kendi "doğru yolunda" (Halakha) yürümeye başla. Çünkü insan, ancak kendi içindeki tanrısal yetileri (akıl ve sevgi) hayata geçirebildiği ölçüde özgürdür.
"İnsanın tarihi, onun putları birbiri ardına devirme tarihidir; ta ki insan, kendinden menkul bir otoriteye ihtiyaç duymadan, kendi insani yetileriyle baş başa kalana dek."
Tanrılar Gibi OlacaksınızErich Fromm