Kitabı okumadan önce, yazar Manly P. Hall’un biyografisini ve kurduğu Philosophical Research Society’yi araştırmanızı öneririm.
Antik Mısır’da ölüm, bizdeki gibi bir son değil…
Daha çok bir sınav, bir yüzleşme, hatta belki bir “kendinle karşılaşma anı.”
Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri şu oldu:
İnsan tek bir şey değil. Parça parça… Katman katman…
Bir yanın yaşıyor, bir yanın izliyor, bir yanın da sanki hep daha fazlasını biliyor.
Yani Ka – Ba – Akh.
Ve ölüm dediğimiz şey; belki de o parçaların birbirine hesap verdiği an.
Kalbin tartılması meselesi var ya…
Ben onu artık şöyle görüyorum:
Kimse seni yargılamıyor aslında.
Sadece şuna bakılıyor: Kendini taşıyabiliyor musun? Ağır gelirse kalbin, geçmişin yüzünden değil; taşıyamadığın şeyler yüzünden. Belki de mesele iyi ya da kötü olmak değil…
Hafiflemek. Çünkü bazı yükler insanı yaşarken de yere çakıyor,
ölürken de geçmesine izin vermiyor.
Antik Mısır’da tam bu noktada “negatif itiraflar” kavramı karşımıza çıkıyor.
İnsan, kendini tanımlarken aslında neyi yapmadığını söyleyerek arınıyor.
Ve ben, o döneme göre bu toplumu oldukça entelektüel ve bilge buluyorum.
Düşüncelerindeki derinlik etkileyici…
Ama cenaze ritüellerindeki eşitsizlik, insana ister istemez “acaba?” dedirtiyor.
Genel olarak bakınca, Antik Mısır’dan öğrenecek çok şey var…
Kalbinizin hafifliğini önemsediğiniz bir hayat dilerim.