·131 syf.····Okunma: 05 Nisan 2026 14:55 #KitapYorum
#BenKimimKimeDönüşüyorum?
#SemaKutlu
#EvrenselKültürYayınları
#Deneme
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Evrensel Kültür Yayınları'ndan çıkan, Sema Kutlu'ya ait, "BEN KİMİM? KİME DÖNÜŞÜYORUM?" isimli deneme türünü tanıtmaya çalışacağım.
Deneme yazılarını seviyorum. Bir kere çok samimi. Hiç bir şeyi ispat etmek gibi bir derdi yok, herhangi bir kalıbı yok, diretmiyor, ölçmüyor, değiştirmeye çalışmıyor, karşılaştırmıyor, yargılamıyor, sıkmıyor, yormuyor, dışlamıyor.
İçinde sadece yazarın kendi yaşamından sunduğu tecrübeler var. Sizi düşünmeye sevk eden tanıdık bir el sırtınıza dokunuyor gibi. Sanki bir dost moral, güç, motivasyon, sevgi aşılıyor okura. Bunun yanında hayata dair ne varsa, ne yaşamışsa yazar, neyi tecrübe etmişse kendi gönül penceresinden bakıpta hangi renklere bulanmışsa kalbi bize onu aktarıyor. Hem de örneklerle. Çok yerde aynı kadere komşu oluyoruz, bazısında çekingen küskün bir çocuk, terkedilmiş bir sevgili, huzursuz, bitkin sarı zamanlar, keder damlayan eski çamaşırlar, sızlayan saç uçlarına aranan tarak, karışan der top olmuş kuzu gibi yatan kaçak istekler, ipi kopmuş özgür uçurtmalar, aynadaki sırsız gülüş, soğumuş hevesi kaçmış çay, konuşma yaşına basmış eşyalar, aklımdasın diyen balıklar, kimse duymasınlar, "iyiyim" diyen bir pinokyo, nasılsın sorusuna içten bir bahar gülüşü altında zemheride geceler, kış işte diyen bir kalp...
"BEN KİMİM? KİME DÖNÜŞÜYORUM?" tüm bu duyguları yaşattı işte bana!...Sımsıcaktı, buhurlu bir nane kokusuydu son sayfaya kadarki yolculuğum. Ruhumun pencerelerini açtım, bembeyaz tüller rüzgârla birlikte dans etti yüreğimde. Hafifledim. Bavulum meğer ne sıkışıkmış!.. Ne çok taşımışım anlamsız sözleri, bakışları, sesleri, gözleri, yalancı sevdaları, dar ayakkabıları, kaçık çorapları, kırık oyuncağı, çatlamış bardağı, arsız nefesi, dokunan kirli elleri, maskeleri, sahte mektupları, iç gıcıklayan nefsi, kararsız düşleri, suskun müzik kutusunu, kış güneşinde kurutmaya çalıştığım takvim yapraklarını...
Hepsini bir bir indirdim şimdilerde... Bu eserle heybesinde sakladıklarını kar tanesi güzelliğinde, eşsiz, el işlemeli nakışlı sandığından havalandırdığı çeyizi misali bize sunmuş Sema Kutlu. Hem de tüm çıplaklığıyla. Samiyetiyle, yarenliğiyle. Biraz da kendi günlüklerinin duru beyazlığını katmış sayfalarına, değerli düşünür şairlerlerle el ele verererek. İçinde, insanlık sanatı, aşk, felsefe, psikoloji, özlem, insanın kendinin keşfine dair ip uçları, kanayan kabuk tutmamış acılarına bir teselli, büyük cevaplara tevessül etmeden içten bir eşlikle yol alma, farketmeden uzaklaştığın hallerini, yüzleşmeyi hep ertelediğin ilişkileri, en çokta insanın kendi kendisiyle olanını, kendi renklerinizdeki ortak tutkuyu, bağı, endişeyi, korkuyu, gizemi, kaçışı, yönsüzlüğü, kırgınlığı cümle duyguyu bir bahar demeti güzelliğinde sunuyor bizlere. Tabiri caizse sizi kendinize getiriyor. Her damlası, sevgi, dostluk samimi iyi niyet..
Zamanla anladım ki gerçek özgürlük, başkalarının beklentilerini tamamen reddetmek değil; kendi doğrularını onlarla dengeleyebilmek. Sen hem kendi yolunda yürüyorsun hem de hayatın getirdiği gerçekliği kabul ediyorsun. Kendini buluyorsun. Oysa zamanda kendimle çok çeliştim; Anladım ki ben gerçek dünyadayım içimdeki ses ise olmak istediğim dünyada. (s. 22)
Anladım ki sevgi, kırgınlığın karşısında kaybolmuyor, sadece daha derinlere çekiliyor. İçindeki ses şimdi farklı konuşuyor. "Affetmek unutmak değildir, yeniden başlamakta değildir. Asıl olan, yarayı da sevginin içine katabilmektir." (s. 18)
Sahi, "İnsana inanmanın çağı geçti." diyor Cemil Meriç. Bizleri kitaplara kaçıran ne çok insan var. Köşene çekilince yalnızlık linçleniyor, oysa kalabalığa çıkınca da cehennem yaşanıyor. (s. 88)