Mark Twain bu metinde bir kasabayı değil, insanın kendine anlattığı masalı hedef alıyor. Hadleyburg’ün “dürüstlüğü” gerçek bir erdem değil; sınanmamış, steril bir kimlik. Çünkü insan, iyi olduğu için değil, iyi kalmak zorunda kalmadığı sürece iyi görünür. Küçük bir ihtimal, küçük bir çıkar ve bir anda o kusursuz görünen yapı çatlamaya başlar. Burada yozlaşma dışarıdan gelen bir şey değil; sadece doğru koşulu bekleyen, içeride saklı duran bir zayıflık.
Asıl çarpıcı olan ise paranın kendisi değil, insanların kendileriyle kurduğu ilişki. Herkes kendi dürüstlüğüne inanmak istiyor, hatta buna ihtiyaç duyuyor. Ama bu inanç, gerçekle yüzleşmekten çok daha konforlu. Twain’in yaptığı şey tam olarak bu konforu parçalamak. Çünkü insanın en büyük zaafı kötülüğe eğilimi değil, kendini olduğundan daha iyi görme ısrarı. Ve bu ısrar, çoğu zaman en büyük körlük.
Metnin sonunda geriye kalan şey bir utanç değil, bir açıklık hali. Dürüstlük ünü kaybolduğunda, aslında ilk kez dürüstlük ihtimali doğuyor. Çünkü artık korunacak bir imaj yok. Belki de insan, ancak kendine dair bütün o süslü yalanları kaybettiğinde sahici olabilir. Twain’in bıraktığı yer tam olarak burası: rahatsız edici ama kaçınılmaz bir yüzleşme.
Okur kalın...