#ChrisCarter
#ÖlümSanatçısı
#PegasusYayınları
“Gölge kukla tiyatromuz benim oyuncağımdı. Saatlerce oturup kendi hikâyelerimizi uydururduk. Duvarda aptalca oyunlar sergilerdik. Tek ihtiyacımız olan, mum ışığı ve ellerimiz..
Hedef alıyor
İşkence ediyor
Öldürüyor
* * * * * * * * *
Merhaba sevgili okur arkadaşlarım 🪽
Bildiğiniz üzere Chris Carter’ın Robert Hunter serisi başlı başına bir adrenalin deposu
Polisiye tutkunlarının nabzını yükseltecek, karanlık ve kışkırtıcı bir kalemde aynı zamanda
Bu seferki eserinde ise bizleri heykeltıraş konusunda oldukça tecrübeli bir katil karşılıyor
Peki, sizlerin sanata özellikle de heykellere ilginiz var mı
Çünkü bu kez karşımıza kanla yazılan bir hikâye çıkıyor.. “Ölüm Sanatçısı !!”
“Biliyorum ki hepimizin sırları var ve bazıları diğerlerinden daha önemli.” diyen Hunter'a yanıt gecikmiyor..
“Işıkları açmadığın için şanslısın... Çünkü bazen karanlık, görebileceğin en korkunç manzarayı gizleyen tek dostundur.”
Chris Carter, bizi Robert Hunter’ın o tekinsiz dünyasına davet ederken ;
Bu kez eline fırça yerine neşter, boya yerine kan alan bir "sanatçıyla" tanıştırıyor
Çocukken duvarda yaptığımız o masum gölge oyunlarını hatırlıyor musunuz?
Sadece ellerimiz ve bir mum ışığıyla yarattığımız o tavşanlar, kuşlar, köpekler ve fazlası...
Bu katil geçmişin karanlığından çıkıp gelirken, o masumiyeti ise çoktan küle döndürmüştü bile..
O; kurbanlarının bedenlerini birer kile dönüştürüyor..
Kemikleri demir tellerle birleştiriyor, uzuvları imkansız açılarla büküyor..
Neden mi
Çünkü o duvara vuran gölgenin, bir insanın son nefesiyle şekillenmesini istiyor
Bir savcı
Emekli bir polis ve
Bir psikolog...
Ortak noktaları ne peki?
Hepsinin "Ölüm Sanatçının" sergisinde, emsalsiz birer parça olmaları mı
Bir daha düşünün derim
* * * * * * * * *
Ölüm Sanatçısı için;
Fiziksel ızdırap, sadece bir başlangıç.
Psikolojik yıkım, onun asıl oyun alanı.
Acının zirvesi ise onun imza eseri.
Tam bu noktada katil; bu soyut tarifleri, somut birer ölüm sanatına dönüştürüyor.
Katilimiz sadece öldürmüyor; kurbanının ruhunu santim santim söküp alırken, bunu saatlerce süren bir işkenceye, bir vahşete , bir nevi acının sanat eserine dönüştürüyor , dokunuşları ile..
Hunter ve Garcia ipuçlarını takip ederken, aslında bir katilin değil, yaratılışa meydan okuyan bir zihnin labirentinde de kayboluyorlar.
"Herkesin bir kırılma noktası vardır," deriz ya hani... Carter, bu cümleyi havada bırakmayıp, hakkını fazlasıyla veriyor
Katilin motivasyonuyla yüzleştiğinizde, kendinizi o karanlık dehlizlerde bulacak ve dehşetle karışık bir "hak verişin" soğuk terlerini , en az benim kadar sizlerde dökeceksiniz
Kurtlar, kuzgunlar ve rock şarkıları arasında yükselen bu emsalsiz vahşet, aslında bir intikamın en rafine, en salt, en duru halini gözler önüne seriyor..
Sayfaları çevirirken bir kitap okumayacaksınız; nabzı hiç düşmeyen bir gerilim filminin başrolünde, o kan gölünün tam ortasında duracaksınız
Carter’ın ceset tasvirleri o kadar keskin ki, kan kokusunu burnunuzda hissetmemek için kendinizi zor tutacaksınız.
Peki sizler, karanlık dehlizlere girmeye, gölgelerin fısıltısını dinlemeye hazır mısınız
Ama unutmayın
Işıkları açtığında gördüğünüz şey, bir daha asla unutamayacağın bir "sanat eseri" olabilir