“Dünyada nedenini ve nasılını düşünemeyeceğimiz kadar çok kötülük var. Daha nadir görülen bir şeyi merak etmek ve insanların neden bazen iyilik yaptığını sormak daha uygun.”
Genç papaz Nicholas Barber görevli olduğu piskoposun yanından birden bir içgüdüyle kaçıp günah dolu dış dünyaya adım atar. Kaçarken 14. Yüzyıl İngiltere kırsalında gezici bir oyuncu grubuyla tanışarak onlara katılır. Gösteri için uğradıkları ilk kasabada bir erkek çocuğunun cinayetinin faili olarak dilsiz ve sağır bir genç kızın infazının beklenmekte olduğunu görürler. Bu beş kişilik oyuncu kadrosu olayı gösterilerine almaya karar verirler ve bir dedektif edasıyla araştırmaya başlarlar.
Merakla ve akıcı bir şekilde okunan, zekice yazılmış bir kurgu. Kara Veba döneminin tasvirini, sosyal sınıf farklılıklarını, din adamlarının entrikalarını, bu trajik olay üzerinden okuyoruz.
Kurgusu ve dili ile ilk sayfadan bağlandım, ama 200 sayfa gibi kısacık kitabın bu kadar altı çizilesi, bu kadar alt metninin dolu dolu olacağını tahmin etmezdim. Tanrıya hizmetle görevli olan Nicholas bu kaçış eyleminde günah işlediğini düşünürken Tanrı ya asıl görevini böyle bir dünyada vereceğini ve ruhsal olarak gelişeceğini düşünmemiştir mesela. Mesela dünya bir oyun yeridir diye düşünürken, gerçek hayatın mı yoksa sahnelenen oyunun mu daha gerçek olduğunu sorguladım, Adalet, ahlak ve merhamet duygusunun azami olacağını düşündüğümüz kişilerin tam tersi kötülük ve kibirle dolu olabileceğini gördüm mesela.
Bu zamanın ruhunu güçlü ve etkileyici bir şekilde yansıtan, Ortaçağ dönemi ve gotik havasıyla son sayfasına kadar çok severek okuduğum bir eser oldu. Gülün Adı kitabını okuyup sevdiyseniz bunu da seversiniz. 1995 Booker Ödülü Kısa Listesinde yer almış, hem tarihi hem polisiye tarzında ki bu kitabı çok ama çok tavsiye ediyorum.