6/10
·496 syf.··
2026 9. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 17:28
Selamlar. Ben bu kitabı sevemedim. Yani aslında yazarın kalemi çok akıcı. Kitap kendini okutuyor bir şekilde ama kurguyla ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Kitap korkunç mu ? Hayır değil. Okunması gereken güzel bir kitap mı ? Kesinlikle değil. Benim en çok canımı sıkan mesele karakterlerin asla tutarlı olmamasıydı. Hiçbir karakter tutarlı değil bu kitapta. Yani tamam önemli olaylar olur, karakter gelişimi okuruz ve bütün bu süreçlerin sonunda karakterlerin fikirleri değişir anlarım. Ama bu kitapta böyle olmuyor. Zaman atlaması yaşıyoruz hop karakterin fikri değişmiş. Bazen o bile yok çünkü karakterler de ne istediğini bilmiyor. Bu döngüden çok sıkıldım. Bir fikriniz, bir duruşunuz olsun. Hepiniz mi aşırı korkak ayran gönüllü insanlarsınız ?! Devamında spoiler vereceğim. Biraz daha özet tarzında bir yorum olacak. Uyardım. Cecelia inanılmaz aptal bir karakter. Yine de Cecelia’nın bazı hatalarının temelinde sürekli yanlış yönlendirilmesi ve sürekli kasıtlı olarak bilgisiz bırakılması olduğunu düşünüyorum. Zaten kitapta kimsenin sevginin ya da en azından romantik anlamdaki sadık sevginin ne olduğunu bildiğini düşünmüyorum. Cee, Dominic’i çok seviyor ve çok aşık, Sean’u çok seviyor ve aşık ama bir süre sonra görüyoruz ki onları hala çok seviyorken bir yandan da Fransız’ı çok sevmeye başlamış. Bakın ben açık ilişkiye karşı değilim. İlk kitap için de bunu söylemiştim. Yetişkin insanlar özgür iradeleriyle bu üçlü ilişkiyi birlikte yürütmekten memnunlar. Beni bağlayan bir durum yok yani. Ama konu sevgiye, aşık olmaya gelince orada bir durup düşünmemiz gerek bana göre. Yani Cee, benim güzel kızım, tamam iki erkeğin sana sana verdiği ilgiden hoşlandın, sana kendini değerli hissetmelerinden hoşlandın, seks kendi başına bonus puan zaten ama bütün bunlar çerçevesinde sen onları seviyor olmuyorsun. Onların sana sunduklarını ve onlarlayken sana hissettirdiklerini seviyor oluyorsun. Bu çizginin net olması gerektiğini düşünüyorum. Hadi madem onlara çok aşıktın Fransız sana saldırdığına -bakın saldırdığında, herif kıza neredeyse tecavüz edecekti- nasıl Fransız’dan bu kadar etkilenebiliyor ve bu kadar yükselebiliyorsun ?! Ve bu sadece başlangıçtı. Daha sonrasında Dom ve Sean’un Cee’yi terk etme sebebinin tabii ki Fransız olduğunu öğreniyoruz ama kızımız Fransız’ın yediği bu haltı kabullenip ona çok aşık kalmaya devam ediyor. Neymiş efendim yaraları benzermiş, birbirlerinden etkilenmemeleri zaten imkansızmış. Diğer yandan Cee’ye üzüldüğüm noktalardan biri bu kıza asla bilgi vermemeleriydi. Bu kitap bir çeşit mafya kurgusu arkadaşlar. Bu insanlar da iyi kalpli hırsızlar değil, eli kanlı katiller. Ancak yazar kurgunun bu tarafına o kadar az değiniyor ki okur olarak biz de gölgede kalıyoruz. Aslında yazarın bu konuda çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Yani okur olarak Kuzgunların gerçekte ne yaptığını bilmiyoruz, kim olduklarını bilmiyoruz, ne kadar mafyatik olduklarını bilmiyoruz. Yani biz de Cee kadar bilgiye sahibiz. Ama bence yazarın ipin ucunu kaçırdığı yer Cee’nin tepkileriydi. Cee o kadar aptalca şeyler yapıyor ve gözünün önündekini o kadar görmüyor ki bir yerlerde okur olarak ana karakterle olan bağı kaybediyorsunuz. Sean ve Dom gitmeden önce kıza en azından döneceklerini söylemiyorlar. Döndüklerinde de kıza beklemediği için öfkeleniyorlar. Cee’nin ayran gönüllüğünü savunmuyorum ama diğer taraftan Sean ve Dom’un da -üstelik kıza o kadar uzun süre yalan söylemiş ve en ufak bilgi kırıntısını bile paylaşmamışken- kızı ortada bırakıp sadakat beklemeye hakları yok. Neyi bekleyecekti bu kız ?! Fransız’ın senden nefret ediyorum deyip deyip kıza atlaması saçmalıktı. Hem nefretten aşka klişesi böyle bir şey değil hem de bu kadar nefret ettiğini iddia ettiğin bir kadına bu kadar yükselemezsin. Bu davranış motifleri genel olarak mantıklı bir gerçeklikten çok uzak. Ben okur olarak mantıksız karakterlere ya da olay döngülerine katlanamıyorum. Bu yüzden bu kitap, kitap boyunca bana sinir krizleri geçirtti. Cee’yi bilgisiz bırakma olayı Fransız’la da devam ediyor. Eleman kıza en ufak bir bilgi vermeden üzerinde hak iddia edince bizimki en sonunda deliriyor ve birtakım talihsiz olayların ardında kasabayı terk ediyor ve sözde yeni bir hayat kuruyor. Ancak tabii ki Triple Falls’ta yaşadıklarını asla unutamayıp eski erkek arkadaşlarına -çoğul- hala “inanılmaz aşık” olan Cee evliliğin kıyısından dönüp kasabaya geri dönüyor ve Fransız’la olan aşkının peşinden gitmeye devam ediyor. Aradan 6 sene geçmiş, kasabada herkes hayatına devam etmiş falan. Yazar bu sürede Cee’nin terapi alıp iyileşip yoluna devam edememesini “Olanları anlatabileceğim hiçbir terapist yoktu. Bu sırrı kendimle birlikte mezara götürmek zorundaydım” türevi bir mantıkla açıklıyor. Yazarın terapi sürecinden geçmediğini düşünüyorum. Terapi böyle bir şey değil. Cecelia, benim güzel kızım, herkes bak HERKES hayatına devam etmiş. Fransız’ın bir ilişkisi var. Sal bu insanları. Bu kafayı düzeltmeden kesinlikle evlenme ama bu insanları da bir sal artık. Bu hayatın bir parçası değilsin ama ait olmadığın bir yere zorla yerleşmeye çalışıyorsun. Fransız istemediğini ve bir ilişkisi olduğunu belirttiği halde kızın kendini adama yamamaya çalışması bağırttı. Biraz onurun olsun be kızım. Hayır kaldı ki adam sana olan -sözde- aşkı için savaşmayı seçmemiş, hayatına devam etmiş. Sen gelmişsin pick me, choose me, love me yapıyorsun. Fransız da ayrı yavşak bu arada. Cee tekrar ortaya çıkınca beyefendinin kafası karışıyor. Kitapta takdir ettiğim tek karakter Fransız’ın o dönemki sevgilisiydi. Kadın, Fransız’ın kafasının karıştığını görünce “Senin bitmemiş meselelerin var, kafanda başkası varken kalacak değilim” diyerek terk ediyor bizim öteki ayran gönüllüyü. Cee biraz feyz al be... Neyse kitabın sonunda Cee sonunda Fransız’a sen korkağın tekisin, ben senden daha iyisini hak ediyorum deyip kasabayı bir kere daha terk ediyor ve kendi hayatına yeniden odaklanmaya karar veriyor. Ama bu seferde Fransız beyler yerinde durmuyor ve gelip sen haklıydın, senin için yeterince savaşmadım, sana çok aşığım diyerek kendini affettiriyor ve kitap burada bitiyor. Özet tarzında yorum yazmayalı uzun zaman olmuştu ama karakterlin tutarsızlıklarını başka nasıl açıklayabilirdim bilmiyorum. Kitabın sonunda biz bu adamların aslında ne yaptıklarını hala bilmiyoruz. Ülkenin her kademesine sızmışlar tamam ama amaç ne yani ? Bence yazar okuru sınırlı bilgiyle bırakma işini çok abartmış. Bu durum bana kurgu oturmamış ve aslında yazar ne yazdığını tam bilmiyormuş gibi hissettirdi. Belki ara ara erkek karakterin gözünden birkaç bölüm yazılmış olsaydı ve biz okur olarak biraz daha tanrısal bir bakış açısıyla okusaydık kitabı belki kurgudaki mantık biraz daha otururdu. Son olarak kitaptaki ters köşeyi beğendim. Yine bu ters köşenin bir kısmı bu kadar son ana bırakılmamalıydı bence ama yine de güzeldi. Hala hiçbir şey bir ebeveynin çocuğunu bu şekilde terk etmesine bahane olamaz ancak yine de bu kurgu için gerçeklerin bir kısmının bu şekilde şekillenmesi fena değildi. Yani özetle ben beğenmedim. Kimsenin ne istediğini bilmediğini ve kimsenin kararlarının arkasında duramadığı hesap verebilirlikten uzak düşünce monologlarıyla dolu bir kitaptı. Bir sonraki kitabı okuyacağım çünkü hikayenin sonunu merak ediyorum ama bence zaman harcamaya değer bir seri değil. Piyasa da çok daha iyi kurgular var. Sevgilerle <3
GöçKate Stewart · Olimpos Yayınları · 2024292 okunma
·
73 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.