·64 syf.····Okunma: 02 Nisan 2026 09:58 Şişmanlayamayan Sumocu, benim için yine çok keyifle okuduğum, içimi hafifçe ısıtan bir hikâye oldu. Eric-Emmanuel Schmitt’i okumayı zaten seviyorum; dili o kadar sade ve içten ki ne anlatırsa anlatsın insanın içine dokunuyor.
Roman, hayattan kopmuş, kendine yabancılaşmış Cun’un yolu ile tuhaf ama bir o kadar da bilge sumo ustası Şomintsu’nun kesişmesini anlatıyor. İlk bakışta absürt gibi duran bu karşılaşma, aslında insanın kendini bulma yolculuğunun sade ama etkili bir kapısı oluyor.
Cun, dünyaya karşı ilgisiz ve amaçsızken; Şomintsu ona hayatı öğretmeye çalışmıyor, daha çok onu kendisiyle tanıştırıyor. Verdiği dersler büyük cümlelerle değil, küçük fark edişlerle ilerliyor. Tam da sevdiğim gibi kısa ama içe işleyen.
Hikâyenin en çarpıcı yerlerinden biri de Şomintsu’nun ona söylediği “Sen de bir şişman görüyorum.” sözü. İlk anda tuhaf gelen bu cümle, aslında Cun’un içindeki potansiyele ve değişebilme ihtimaline yapılan bir vurgu. Buradaki ‘şişmanlık’ fiziksel değil; daha çok doluluk, var olabilme ve hayata karışabilme hâli gibi.
Sumo burada sadece bir spor değil; disiplinin, sabrın ve insanın kendi sınırlarını tanımasının bir sembolü. ‘Şişmanlayamayan’ olmak ise hayata tam olarak tutunamama hâli gibi duruyor. Hikâye ilerledikçe beden değil, ruh değişiyor.
Az sayfada çok şey söyleyen, sakinliğiyle insanda iz bırakan bir hikâye. Herkese keyifli ve bol düşünmeli okumalar.