öyleki ismini bir coğrafyaya vermiş ana dolu, evet türk kadını kalbinin şefkati kötülükleri kovmuş herkes ona tanrı misafiri olmuş inceliği berrak camlar gibi zerafeti bedene sığmayan ruh gibi güzelliği zülüfleri küstürür
Türk kadını; öz benliğini ve tarihsel kimliğini yeniden hatırlayıp, medeniyet sahnesine çok sonra dahil olmuş Avrupa merkezli feminizm gibi yabancı akımların etkisinden sıyrıldığı an gerçek gücüne kavuşacaktır. Henüz iki bin yıl öncesinden Türk kültürünün kendisine bahşettiği o sarsılmaz özgürlüğü ve yüksek mertebeyi bir hakikat olarak kabul ettiğinde; dışarıdan ithal edilen her türlü ideolojinin vadettiğinden çok daha asil, çok daha vakur ve çok daha haşmetli bir figürdür.