·392 syf.····Okunma: 09 Nisan 2026 11:13 Kitaba okuyayım da hızlıca bitsin şeklinde başlamıştım ama özellikle yarısından sonra okuma isteğim kaçtı. Kendimi zorlayarak bitirdim diyebilirim.
Aslında yazım tarzı olsun, olaylar olsun, bu kitap birincisinden bir tık daha iyiydi diyebilirim.
İlk defa bir karaktere kanım ısındı, Daniel. Diğer karakterleri okurken nedense duyguları pek hissedemiyorum, bana geçmiyor, böyle iki boyutlu karakterler gibi geliyor.. Derinliksiz, yüzeysel. Daniel karakteri iyiydi ama, beğendim.
Güçleriyle alakalı az da olsa birkaç şey görebildik. Daha çok şey görmeyi tercih ederdim. Yani güpgüzel bir konu var, ordularla savaşa gidiliyor. Şu diğer büyücülerin neler yapabildiğini antrenmanlarında görseydik ya biraz. Yerkırıcıların, sugüdücülerin, ateşgüdücülerin, hepsinin potansiyelini ve gücünün nerelere uzandığını görmek istiyordum. Birbirleriyle savaşsınlar, biraz etkilenelim. Ama yazar öyle bir yazmış ki... Romantizmle alakalı her şeyi en detayına inerek, diğer yerleri, asıl merak ettiğim noktaları iyi geçti falan deyip geçiştirmiş resmen.. Keşke tam tersi olsaydı, veya dengeli olsaydı.
Biri saldırıyor mesela, kimse anında gücünü kullanmıyor, kullanması için illaki biraz zaman geçiyor. O da garip geldi.
Siyah alay sanırım beş kişiden oluşuyordu. Başka birini göremedik çünkü kitap boyunca.
En saçma sapan yerlerde karakterlerin kahkaha atması çok saçmaydı.
Biraz Larelle ilgili de konuşmak istiyorum. Bence hak ediyor. Larel karakteri ilk kitapta ilk defa göründüğünde bana siyahlar içinde soğuk mesafeli ve güçlü biri gibi gelmişti ve çok hoşuma gitmişti. Çocukluğundan beri eğitim alan bir büyücü kendisi, yani yıllardır. Abi bu kız neden ilk kitaptan beri sadece hizmetçilik yapıyor. Vhallayla ne ara can ciğer kuzu sarması oldukları ayrı bir konu, tamam arkadaş olmuş olabilirler bir şekilde de sürekli Vhallanın bebek bakıcılığını yapması beni çok rahatsız etti ya. Ben eğitmeni olacak sanarken bebek bakıcısı ve hizmetçisi ve psikoloğu ve ve ve... oldu kızın... Başına gelenler hakkında da çok haksız yere oldu diyeceğim sadece ve konuyu kapatacağım.
Vhallayı zaten hiç sevemedim. Sahip olduğu güçle daha az çıtkırıldım ve daha cesur olmasını isterdim. Şu grun mudur nedir onunla savaşırkenki hallerine de güldüm istemsizce. Ayrıca birini seviyorsan sana dokunabilir miyim diyen birine dokunabilirsin diyemezsin. Ne akıl var ne denge var... Allahım...
Ay bir de sürekli Vhalla için çok zeki çok zeki denmesi de komiğime gitti. Vhalla kıytırık bir fikir atıyor ortaya herkes hayretler içinde kalıyor jdlsjdlz bu düşünmesi çok zor bir fikir mi? Bunları ve ötesini sizin zaten çoktan düşünmüş olmanız gerekiyor, yıllardır savaştasınız ya... Strateji anlamında çok gelişmiş olmanız falan gerekiyor bu kadar yeri fethettiyseniz. Ben de mi sorun var diye düşünüp durdum okurken. Vhalla sanki üzülmesin mutlu olsun diye övülüp durulan biri gibiydi gözümde.
Savaş desen aşırı bodoslama gerçekleşti. İlk defa savaşan biri bile böyle savaşmazdı diye düşünüyorum. Günlerce haftalarca boşuna yol tepmişler.
Rüzgargüdücüleri neden öldürdüklerini de hala anlamadım. Biraz geçe geçe okuyacağım diye de kaçırmış olabilirim. Kristallerin yanına sadece onlar aklını kaybetmeden gidebiliyormuş. Ee, yani?
Her neyse, daha söyleyeceklerim vardı ama burada bırakayım. Biraz uzun oldu biliyorum fakat bu seri hakkında yazacağım son inceleme olduğu için mazur görebilirim kendimi. Okumaya devam etmeyi düşünmüyorum çünkü. Keyif almıyorum, sonunun nereye varacağı da tahmin edilebilir.