BAYBARS ve MEMLÜKLER ÜZERİNE BİR İNCELEME
5/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 08:54
Memlükler deyince ilk akla gelen Baybars olur elbette. Moğolların daha onlu yaşlarında esir alıp köle pazarlarında sattığı ve daha sonra Mısır'a Sultan olan ve Ayn Calut'da, Elbistan ovasında Moğollara haddini bildiren zat. Ve aynı zamanda Haçlıları İslam Coğrafyasında barınamaz duruma düşüren sultan. İbn Abdüzzahir onu, Aydın Usta'nın alıntıladığı kadar dağınık, karışık ve kötü anlatmamıştır elbette. Yazar ve yayınevi bu kitapta o kadar başarısız ki, bu kitaptan ne Memlükleri, ne Baybars'ı, ne de Baybars'ın katibi İbn Abdüzzahir'i anlamak mümkün. Burada üstün körü alıntılanan konuların her biri hakkında ayrı ayrı bir çok kitap, makale okumuş biri olduğum halde, hadiseleri ve anlatılanları anlamakta zorlandım. Yazar ve yayınevi galiba burada gerçekleri anlatmaktan ziyade din ve İslam pazarlama peşinde gibi geldi bana. Konuları ayrıntılı olarak bildiğim için kitap benim için son derece faydalı olsa da o dönemi bilmeyenler için kitabı okumak zaman kaybından öteye bir şey ifade etmez diyebilirim... Benim için kitabın tek kıymete değer yönü, yazar ve yayınevinin Baybars ve beylerinin sürekli olarak yağma talan peşinde koşmaları, şehirleri, kaleleri yakmaları, yaşlıları öldürüp kadınlara tecavüz etmeleri, genç kadınlarla, erkekleri, hayvanları, eşyaları pazarlarda satmaları, birbirlerine hediye etmeleri ve bunu da "İslam'ı yaymak, Allah-din için savaşmak" olarak göstermesidir. Burada açıkça gürülüyor ki, İslam ve İslam Orduları denen oluşumların İskender, Haçlı, Roma, Pers ordularından hiçbir farkı yok. O kadar ki, başta Musa, Muhammed, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı ordularını bir araya getiren ana etken de zaten bu yağma talanlar ve tecavüzlerdir. Aydın Usta ve yayınevi bu yağma talan ve kıyımları bir başarı olarak gördüğü için bütün çıplaklığı ile anlatmakta bir sakınca görmemiş. Bir Sis'li (Kozan) olarak Baybars döneminde Sis, Tarsus, Misis'te yapılan yağma talan, vahşet ve kıyımdan ayrıca derin hüzün ve keder duydum. SONUÇ OLARAK: Kitap baştan sona kavga, dövüş, kan, gözyaşı, katliam, tecavüz. Yani İslam, Selçuklu, Osmanlı, Roma, Bizans tarihi gibi. Peki, Haçlı, Moğol, Doğu Roma üzerinize çullanırken başka türlüsü mümkün müydü? denilebilir. Bu ayrı bir konu ve ben bu konuda bir yargıda bulunma hakkını kendimde bulmam. Lakin yine de kendimden gördüğüm İslam, Selçuklu, Memlük, Osmanlı orduları ile Haçlı, Moğol orduları arasında vahşet, kan, yağma talan, tecavüzler, kadın kız pazarlama açılarından bir fark olsun isterdim. Ama görülen o ki, böyle bir fark yok. Bir farkın olmadığının en büyük delili de, nerede bir vahşet olsa Baybars'ın katbi hemen buna bir hadis veya ayetle delil getirerek bu kan ve vahşeti meşrlaştırmaya çalışıyor. Haksız da sayılmaz. Zira Hz. Muhammed ve dört halife dönemi de tam bir yağma, talan, tecavüz, gasp ve "Allah rızası için insan boğazlama" dönemiydi. Anlatılanlardan anlaşılan bir başka gerçek ise: Peygamber, komutan, padişah, kral, imparator da olsanız, bir beldeyi ele geçirdiğinizde Fatih'in İstanbul'u ele geçirdiğinde olduğu gibi, "sivilere zarar verilmeyecek, evlere, özel mülklere dokunulmayacak, kimseye tecavüz edilmeyecek" dediğinizde, silahlar size dönebiliyor. Yani Baybars ve ordusunun yaptıklarını Netenyahu veya Tramp'ın yaptıklarından bir farkı var mı denecek olursa. Cevabım "hayır" olur. Yazar ve yayınevi bu kadar değerli bir eseri kuşa çevirmektense keşke "Er-Ravzü'z-Zâhir fî Sîret el-Melik ez-Zahir" adlı eseri birebir Türkçeye çevirseler ve okuyucuya sunsalardı demekten de kendimi alamıyorum. Okuyarak kalın.
Kâtibinin Gözünden Sultan Baybarsİbn Abdüzzâhir · Yeditepe Yayınevi · 202119 okunma
·
30 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.