Hollandalı ressam Pieter Bruegel, 1525’te dünyaya gelmiş. Bruegel, aslında “Brueghel” gerçek ismi, lâkin 1559’dan sonra ismindeki “H” atarak eserlerini imzalamış. “Baba” ve “Köylülerin Babası” şeklinde lakapları mevcut. Bruegel, sanatının sonlarına ve en verimli çağlarına doğru çok karışık bir dönemde yaşamış; kıtlık, savaş ve sefaletle savaşmış. Reformun beraberinde getirdiği karışıklıklar, ideolojik karışıklıklar ve Hollanda ayaklanmaları sayılabilir.
Bruegel, önceleri Pieter Koeck van Aalst’ın atölyesinde çalıştı. Daha sonra büyük gravürcü Hieronymus Kock-Wellens’in yanına girdi. Bruegel, aynı zamanda, ki sanatında da görüldüğü üzere Hieronymus Bosch’un resim tekniklerinden çok etkilenmiş. İkisini karşılaştıracak olursak, Bruegel’in sanatı daha insansı, doğaya sadık ve eserlerinde yer alan insanların yüz ifadesi her biri anlam taşımakta, bulunduğu olayın vaziyetine uygun tepkiler verilir. Sanatçı eserlerinin konularını genellikle, köy yaşamı, kır manzaraları, folklordan ve Flaman atasözlerinden oluşur.
Ustası Coecke’nin eşi Maria Bessemers sayesinde suluboya ve tempera gibi resim ve boyama tekniklerini öğrenmiş. Tempera, yumurta, su, tutkal, balmumunun bağlayıcı olarak kullanıldığı bir tür boya idi, çabuk kurur ve uzun ömürlüdür. 15. yüzyılda yağlı boya tahtına geçinceye kadar pek çok resim yüzeyinde kullanılmış.
Kitabın güzelliklerinden biri de, Pieter Bruegel’in oğullarından ve yine kendisi gibi ressam olan Büyük Jan Brueghel’den de resimler vermesi, bahsetmesi oldu. Kendisi, Hollanda’nın aynı zamanda “çiçek ressamı” lakaplı sanatçılardan biri idi. Bir vazoda çizdiği çiçek çeşitlerinin kimi zaman yüzlerce olduğu söylenmektedir. Uzun lafın kısası, kare sanat/kare kitap serisine devam ediyorum. Şahane!