·140 syf.····Okunma: 12 Kasım 2020 20:04 8 Mart Dünya Kadınlar (Anma) Günü’nde farkındalık ve bilinçliliği arttırma istencimden kaynaklı, John Stuart Mill’in mühim metni “Kadınların Özgürleşmesi”ni okudum. Kitabın “Kadınların Köleleştirilmesi” adında farklı bir baskısı daha mevcut. İngilizce çevirisine baktığımızda, ikinci isim, metne daha sadık olabilir, fakat böylesi eleştiri içinse “özgürlük” kelimesinin “köleliğe” tercih edilmesi yerinde çevirmen kararı olmuş.
Stuart Mill, kitabı dört bölüm şeklinde ele alıyor ve girişte genel geçer kanılardan, ikinci bölümde siyaset alanında kadının konumu, üçüncü kısım, kadının düşünce yeteneği ve işgücü kapasitesinden ve son bölümde ise kadının özellikle de evlilik kurumundaki rolünden söz ediyor. Her şeyden evvel, ufuk açıcı, zincirkıran yapısıyla, kitabın şevk verdiğini, umut ettiren türden olduğunu belirtmem gerek. Üçüncü kısımda yer alan, genel anlamda İslam coğrafyasında da kadına biçilen rolün veya kadının neden bir şeyi yapamayacağına dair getirilen saçma “duygusal” varlık oluşuna çok güzel yorum ve açıklama getirmiş. Sizler de bu kitabı okuyup, bu tezin antitezine ulaşıp başkalarının fikrini değiştirebilirsiniz. En kötü içine kurt düşebilir, geriye kurdun kemirmesini beklemek kalır. Bu duygusal sorunun cevabını, İslami kaynaklardan değil de -çünkü islam coğrafyası kadına çok saygılı(!)- yabancı kaynaklardan ulaşmak pek manidar oldu doğrusu. Despot kişiliklerle evli kadınların, köle ve Lord ilişkisinden farksız olduğunu, hatta kölelerin bile satılmak için efendisine baskı kurabildiğini, kadınların ise kocalarına üstünlük kurabileceği tek mekanizmanın olmayışını, sebep oklarını dine ve klise nosyonuna yöneltiyor. Hülasa, Mill’in dediği gibi; “konuyu abartmaya gerek yok; zaten meselenin de abartılmaya ihtiyacı yok.”